Anasayfa  /  Geri   /  Site İçi Arama

 

 
 

Karacabeyin Adı ve Tarihçesi

Karacabey Uçağı

Karacabey'in Eski Yerleşim Alanları

Tarihi, Turistik ve Ören Yerleri

Karacabeyin Coğrafi Bilgileri

Nüfus, İdari Yapı Genel Durum

Karacabey'in Köyleri ve Mahalleleri

Tarihte İz Bırakan Karacabeyliler

Eski Belediye Başkanları Ve Eski Kaymakamlar

Karacabey Denince Akla Gelenler

.

Karacabeyin Adı ve Tarihçesi:

 

Karacabey’in tarihçesi

Karacabey’in tarihçesi Yöredeki yerleşimin İ.Ö. XII. Yy. da bölgeye göç eden Misiler’e dayandığı ve o dönemde Karacabey sınırları içinde Miletepolis adında bir şehir olduğu bilinmektedir. Ancak yerleşimle ilgili bilgiler çok daha sonraki döneme, Bizans egemenliği yıllarına ilişkindir. Bu bilgilere göre Karacabey, o sıralarda Mihaliç adıyla anılmaktadır.

 

Bıthynia Krallığı

Bıthynia Krallığı Misiler ile komşu olan Bithynya (Bitinya) lıları M.Ö. 560 yılında kralları Kroisos (Krezüs İslam tarihçileri “Karun” der) yönetminde güneyden gelen Lidyalıların, bundan 14 yıl sonra da Pers kralı Kyros II (Keyhüsrev) (M.Ö. 559-529) ‘nin Lydia kralı Karun’u yenerek bölgede egemen olduğunu ve ülkeyi bir satraplık (Valilik) olarak idare ettiğini görüyoruz. En parlak çağını Kral prusias I döneminde yaşayan Bitinya’da daha sonra kral olan oğlu prusias II Roma ile iyi ilişkiler kurdu. Nikomedes, Bergama’nın yardımıyla babası Prusias II’yi Nikomedia (İzmit’te) öldürdü ve Nikomedes adıyla tahta çıktı. M.Ö. 149-94 yılları arasında saltanat süren bu kral döneminde, Bithynia krallığı, ekonomik bakımdan gelişti, savaştan uzak bir barış devresi yaşadı. Kral daha sağlığında tahtını oğlu Nikomedes III (M.Ö.107-91) ile paylaştı. Ardılı Nikomedes IV (M.Ö.91-74) ise, zalim ve tam anlamıyla bir Roma uydusu idi.

 

Pontus Krallığı Ve Roma İmparatorluğu Dönemi

Pontus Krallığı Ve Roma İmparatorluğu DönemiNikomedes IV Roma’nın yardımı ile Pers kökenli Mithridates tarafından kurulan Pontus Krallığı’na savaş açtı. Ne var ki Pontuslar savaşı kazandı ve Nikomedes tahtını bırakıp kaçtı. Pontuslar Romalı General Flavius tarafından yenilgiye uğratılması üzerine Nikomedes tekrar Bithynia Krallığı’nın başına geçti. Nikomedes, Roma Senatosunun direktifi ile ölümünden sonra Bithynia topraklarının Roma’ya katılmasını vasiyet etti. Son Bitinya kralı Nikomedes IV’ün vasiyeti üzerine krallık toprakları Roma egemenliğine girdi. Böylece bölgede Roma İmparatorluğunun egemenlik dönemini başladı.

 

Osmanlılar Dönemi

Osmanlılar Dönemi Hoca Sadettin Efendi Tac-üt Tevarih’te Mihaliç ve Kirmastı’nın Osmanlı hakimiyetine girişini şöyle anlatmaktadır:“Padişah Sultan Orhan, Karesi hükümetini yıkmak üzere harekete geçti. Uluabat diyarından geçildi. Kanolyas ve Vanolyas nam kaleler düşman elinden alındı. Kirmastı vilayaletine girildi. Kirmastı hakimesi Bizans Kayzeri artıklarından Kirmastorya adında bir kadındı. Vilayet, mezburenin adıyla şöhret bulmuştu. Hakime, Sultan Orhan’ın istikbaline hediyelerle gitti ve sultanın iltifatına uğradı. Kirmastorya’nın Mihaliç adındaki erkek kardeşi Mihaliç vilayetinde hakim idi.Ol diyar da, bu nam ile şöhret bulmuştu. O da hemşiresine katılarak Orhan’a itaatlerini bidirdiler. Memleketlerini peşkeş çektiler. Peşkeşleri makbul oldu. Bu suretle yerlerinde bırakıldılar. Bazı kaynaklarda Mihaliç, Mihalici ve Mihalce olarak gösterilmektedir. Mihaliç’in Osmanlılar yönetimine girmesinden sonra bölgeye Türk aileleri getirilerek yerleştirilmiş ve ilçenin yönetimi Osman Bey’in silah arkadaşlarından Emir Karaca Ali’nin sülalesine bırakılmıştır.1337 yılında Osmanlıların eline geçen Mihaliç’de genellikle Sultanların sığırları ve koyunları beslenirdi. Sarayın et ambarı idi. 1888 yıllığına göre bu ilçede 20 mahalle vardı. Bu tarihte Mihaliç’te: 87 cami ve mescid, 6 kilise, 1 medrese, 1 tekke, 9 han, 2 hamam bulunuyordu.19. yy. başından itibaren, ilçe, bayındır hale getirilmeye başlanılmıştır, 1844 yılında Mihaliç Ovası’na akan nehirler düzenlenmiş, 1846 yılında burada Yeşil boya madeni bulunmuş, 1847 yılında Sim madeni ihale edilmiş, 1895 yılında da yol inşaatlarında kullanılmak üzere kasaba civarındaki Karadağ’dan taş çıkarılmıştır.

 

 

Karacabey Yunan İşgalinde

Karacabey Yunan İşgalindeYunanlılar İzmir kuzey cephesini oluşturan Türk kuvvetlerinin çekilme yollarını kesmek ve bu kuvvetleri yok etmek amacıyla Bandırma çevresini çıkarma bölgesi olarak seçmişlerdi. Bu amaçla gemilerle getirilen birlikler 2 Temmuz'da Erdek plajlarına çıkmaya başladılar. Bandırma, savunulmadan Yunanlılara bırakıldığından Yunan birliklerinin bir kısmı Susurluk tarafına giderken bir kısmıda Karacabey istikametinde harekete geçti. Karacabey 2/3 Temmuz 1920’de işgal edildi. Karacabey için kara günler başlamıştır. İşgalle birlikte, beklenen yunan mezalimi de başlar. İşgalle birlikte müslüman halkın malına ve canına yönelik uygulamalar yapıldı.

 

Karacabey’in Yunan İşgalinden Kurtuluşu

Karacabey’in Yunan İşgalinden Kurtuluşu 30 Ağustos zaferinden sonra, bölgedeki yunan askerlerinde zaten belirgin bir huzursuzluk başlamıştı. Aynı telaş Karacabey ve köylerinde yaşayan rumlarda da hakimdi. M.Kemal Paşa da bulunmakta olan Yunan işgal komutanı Alexander Eylül’ün ilk haftasında beklenen telgrafı alır:“Susurluk, Kirmastı ve Karacabey’deki yunan askerleri Bandırmaya doğru çekilecektir.” “Rum ve ermeni mahalleleri de boşaltılacaktır.”“Türk askeri geliyor.” Sözleri yaygınlarştırıldıkça, Rumlardaki hummalı faaliyet artıyor, temin edilebilen hayvan ve arabalara eşyalar yükleniyordu. Nihayet, ilk kafileler 6 – 7 Eylül günlerinde Karacabey’den Bandırma’ya doğru yola çıktılar.Yunan işgal kuvetlerinin arkasından yunan intikam birliği Karacabey’e gelir ve her tarafı yakıp yıkarlar. Karacabey’de Bekir Çavuş’un evinden başka bütün evler yanmıştır. Kayıp çok büyüktür. Bursa kazaları içersinde en büyük hasar Karacabey ve Köylerindedir. Bursa’da 15,977 ev ve dükkan yanmış iken, Karacabey ilçe merkezi ile Hacı Çiftliği, Dağkadı, Emin Ağa Çiftliği, Fevzipaşa(Hacet pınarı), Hotanlı, İkizce, Karacaoba, Kemerbent, Kızıllar, Orhaniye, Şahinköy, Uluabat ve Yunus Ağa Çiftliğinin tamamen ve Arızköy, Bakırköy (Makriköy), Büyük Karaağaç, Doğla, Camandıra Çiftliği, Karaköy Çiftliği, Karasu, Kirmikir, Mahbubeler, Seyran, Subaşı ve Taşlık köylerinin kısmen yakıldığı felakette 7,158 ev kül olmuştur. Yanan bu binaların dışında 14 cami ve 8 de han vardır.Ve 14 Eylül 1922 Perşembe saat 11.15 sular, 2/3 Temmuz 1920’de başlayan Yunan işgalinden sonra Türk askeri tekrar Karacabey’de. Bandırma yönünde kaçmakta olan düşman kuvvetlerini yakalamak ve imha etmek için görevli olan 3 kolordunun Süvarı Fırkası büyük sevinç gösterileri arasında ilçeye girer. Karacabey resmen yunan işgalinden ve mezaliminden kurtulmuştur.

 

Karacabey Yanıyor

Karacabey Yanıyor 30 Ağustos zaferinden sonra, bölgedeki Yunan askerlerinde zaten belirgin bir huzursuzluk başlamıştı. Aynı telaş Karacabey ve köylerinde yaşayan Kumlarda da hakimdi. M. Kemalpaşa'da bulunmakta olan Yunan İşgal Komutanı Alexander Eylülün ilk haftasında beklenen telgrafı alır: "Susurluk, Kirmastı ve Karacabey'deki Yunan askerleri Bandırma'ya doğru çekilecektir." Telgrafı teyit eden bilgileri telefon ile de alan komutan, Karacabey'e bir miktar asker göndererek durumu Karacabey'deki işgal komutanı Damlaki'ye bildirir: "Rum ve Ermeni mahalleleri de boşaltılacaktır." Bir taraftan da, Bursa istikametinden gelecek olan Yunan birliklenin geçebilmelerini teminen tahta Uluabat köprüsü tamir edilmektedir. "Türk askeri geliyor." sözleri yaygınlaştıkça, Rumlardaki hummalı faaliyet artıyor, temin edilebilen hayvan ve arabalara eşyalar yükleniyordu. Nihayet, ilk kafileler 6 ve 7 Eylül günlerinde Karacabey'den Bandırma istikametine doğru yola çıktılar. Bu arada çeteler de fırsatı kaçırmıyorlardı. Kirmastı ve Karacabey bölgesini haraca kesen eşkıya Davut çetesi, o günlerde Kirmastı'nın a'şarını (!) toplamakla meşgulken, Yunanlılar ile işbirliği yapan Karacabey'li Yağcı Çetesi boş mu daracaktı ki. Yağcı Mehmet'in, Bekar Ali ile birlikte yürüttüğü çete, otoritenin olmadığı bu günlerde, soygunlarım iyice çoğalttı. Öyle anlatılır ki, eğer yüzük parmaktan çıkmıyorsa parmakla birlikte, hele küpeler, onları çıkarmaya vakit yok zaten, onlar nasıl olsa kulakla birlikte toplanıyor. Karacabey'in zengin ailelerinden Şekerci Hilmi'nin anneannesinin kulakları, küpelerle birlikte gidenlerdendir. 10 Eylül günü Karacabey Kaymakamı, eşraftan birkaç kişi ile birlikte. Yunan işgal kumandanına, "şehrin yakılmaması için müzaherette bulunması ricasında" bulunur. Yunan Kumandanı, şehrin yakılacağım anlayan halka hitaben: "Ben ahalinin hayatım korumayı üstüme alamam ve size hiçbir surette yardım edemem. Çünkü geriden gelecek olan yakmak ve yıkmakla görevli intikam alayıdır. 8 yaşından büyük ahaliyi imha edecektir." der. Yapılacak başka bir şey yoktur. Yükte hafif, pahada ağır ne varsa denkler yapılır. Rumların kaçarken götürdüğü arabalardan, hayvanlardan geriye ne kaldıysa onlar kullanılır bu defa. Yunan Bandırma tarafına doğru çekildiği için en güvenli yer ya Çalı mahalle (Taşlık köyü), ya da Mustafakemalpaşa istikameti idi. Büyük grup Sakalar Çeşmesi, Tepesi delik'ten geçerek Çalı mahalle'ye ve oradan dağlık araziye kaçarken. Bir grup iskeleden motorlar ile Istanbul'a kaçtı. Çalımahalle'yi geçerek Akçasusurluk'a sığmanlara Hacıoğlu Çerkeş Mehmet sahip çıktı. Bir grup ta Çalı mahalle (Taşlık Köyü)'de kaldı. Işgal komutanının "Intikam alabilir" dediği Yunan askerinin köye yaptığı ani baskınla köyde ele geçirilen Taşlık Köyü'den Mıstan oğlu Hüseyin, Tosbak Hasan, Yarış Köyünden Ismail, Karacabey'den Çakır Ali, Aliş'in Ibrahim, Çoban Ibrahim ve Dayı Mustafa oracıkta şehit edildi. (11 Eylül 1922) Karacabey'de kalanlardan bir kısmı hastahanenin olduğu Menzilci bayırında, bir kısmı da top bayırına giden yol üzerindeki sığır önünde toplandı. Sığır önünde toplananları soyguncu Ermeni çetelerinin mezaliminden koruyan Göçen Halin bu başarısı nedeniyle, işgal günlerinde bir Rum'u dövdüğünden basma geleceklerden çekindiği için Çerkez Davut çetesine katılmış olması yüzünden daha sonra verileceği Divan-ı Harbe gitmekten, Karacabey'in ileri gelenlerinin aracılığıyla, kurtulacaktır. Kirmikir ve Uluabat'tan dumanlar yükselmeye başladıktan kısa bir süre sonra, Yunanlı kumandanının söylediği intikam birliği Karacabey 'e de gelir. Kayıp çok büyüktür. Bursa kazaları içerisinde en büyük hasar Karacabey ve köylerindedir. Bursa'da 15.977 ev ve dükkan yanmış iken, Karacabey ilçe merkezi ile Hacı Çiftliği, Dağkadı, Emin Ağa Çiftliği, Fevzipaşa (Hacet pınarı), Hotanlı, Ikizce, Karacaoba, Kemerbent, Kızıllar, Orhaniye, Şahinköy, Uluabat ve Yunus Ağa Çiftliği'nin tamamen ve Arızköy, Bakırköy (Makriköy), Büyük Karaağaç, Doğla, Camandıra Çiftliği, Karaköy Çiftliği, Karasu, Kirmikir, Mahbubeler, Seyran, Subaşı ve Taşlık köylerinin kısmen yakıldığı felakette 7.158 ev kül olmuştur. Yanan bu binaların dışında 14 cami ve 8 de han vardır, Ve 14 Eylül 1922 Perşembe saat 11.15 suları. 2/3 Temmuz 1920'de başlayan Yunan işgalinden sonra Türk askeri tekrar karacabey'de. Bandırma yönünde kaçmakta olan düşman kuvvetlerini yakalamak veya imha etmek için görevli olan 3 üncü Kolordunun Süvari Fırkası büyük sevinç gösterileri arasında ilçeye girer. Karacabey resmen Yunan işgalinden ve mezaliminden kurtulmuştur, Kırmastı'lı Çerkez Davut ve Karacabey'lı Yağcı Mehmet ile Bekar Ali de Yunanlılarla birlikte kaçanlardandır.Karacabey ve köyleri Yunan mezalimin den çok ağır yaralar almıştır. Hem can hem de mal kaybı olarak. Hakaretler, dövmeler, tutuklamalar, sürgünler, yaralamalar, ırza geçmeler... cabası. Yunan askerleri, Çeşnigir ve Çamlıca Karakolu mensupları, yerli Rumlar, Kurşunlu Rumları, Çamlıcalı Topal İstrati, Seyranlı Yani ve avanesi, hatta Merkez Kumandanı ...... dahi cinayet işleyenler arasındadır.

 

Yangın Sonrası Karacabey

Yangın Sonrası Karacabey Karacabey, yangın zedelerinin bir kısmı Kirmastı'ya getirilerek Rumlardan boşalan evlere misafir edildiler, Karacabey ve havalisinden gelen ve haneleri yakılan Türklerden Ademzadeler. Yüksel Kardeşler Kirmastı'da yerleşerek işlerim burada kurdular, Yunanlılar kaçarken sadece yakmakla kalmıyorlardı. Yıkıyorlardı da. Türk Ordusunun, arkalarından kendilerine çabuk ulaşmasını engeleyebilmek için geçtikleri köprüleri de hem yakıyor de yıkıyorlardı. Uluabat ve Canbalı köprüleri de bu arada tahribedildi. Bursa-Karacabey şosesi üzerinde bulunan Canbalı köprüsünün Yunanlılar tarafından tahrip edilmesi üzerine dereden sal ile ulaşım yapılırken Ordu istihkam birlikleri yıkılan, yakılan bu köprüleri kullanılacak duruma getirebilmek için üstün çaba gösterdiler. Bu arada' yanan Canbalı köprüsü onarılırken müessif bir kaza oldu ve köprüyü, kaçan Yunanlıların arkasından gelmekte olan birliklerimizin geçişme hazırlayabilmek için çalışan onuncu ^tihkam bölüğünden 8 er, dereyi sal ile geçerken salın devrilmesi sonucu boğuldu. Anılarını yaşatmak için köprünün basma bir kitabe kondu. Kitabede şöyle yazar: Aziz yolcu, bu köprü temelinde vazife kurbanı olan 8 evladımız vardır. Köprüden geçerken o şehitlere rahmet borcunu unutma. Onuncu istihkam Bölüğünden" Tamir edilen Canbalı köprüsü, şu anda kullandığımız yenisi 1952'de yapılıncaya kadar hizmette kaldı. Yeni beton köprü hizmete açılınca, tahta köprü yıktırıldı.

 

 

KARACABEY UÇAĞI

 

Karacabey Uçağı Halkımız, tarihin her döneminde ordusunun yanında olmuş, bir yardım ya da orduyu güçlendirme söz konusu olduğu zaman elindekini, avucundakini hiç çekinmeden bu kutsal görev için vermiştir. Tarihimiz bunun örnekleriyle doludur. Atatürk'ün isteği ile kurulan "Tayyare Cemiyeti’nin açtığı kampanyaya ilgi büyük olmuş ve bu kampanyaya 1925-1935 yılları arasında tam 10 yıl sürmüştür. Bu kampanyaya yapılan bağışlarla alınan uçaklara, bağışı yapan il, ilçe ya da köyün adı verildiğinden halk arasında “Uçak alma yarışı” başlamış bağışlarla, Türk ordusuna 250 uçağın alındığı bu kutsal yarışta Karacabey de yerini almıştır. Toplanan bağışlarla alınan “Karacabey” uçağı, 28 Ağustos'ta Atatürk’ün Bursa’yı ziyareti vesilesi ile, 30 Ağustos 1929 günü bir törenle teslim edilmiştir.

 

 

      

Karacabey'in Eski Yerleşim Alanları

 

Karacabey'in Eski Yerleşim Alanları İskeleden başlayan ve İstanbul’a kadar uzanan su yolunun ilk durağı Karacabey merkeziydi. Bugün bile Akhanlar diye anılan ilçemizin kuzeyindeki yörede büyük hanların bulunduğu anlaşılmaktadır. Karacabey’in buralarda kurulmasının nedeni ve önemi, böyle bir yol üzerinde bulunmasından kaynaklanmaktadır. Kent içindeki mahallelerin en eskisi Mamuriyet, Selimiye, Hamidiye, Garipçe ve Hüdavendihar mahalleleridir. Hicri 1293 tarihinde Balkanlardan gelen göçmenler buralara yerleşmiştir. En eski tarihi eser Kümbetle Camii’dir.Şehir etrafındaki kalenin bu günkü askerlik şubesinin bulunduğu yerde olduğu anlaşılmaktadır. Osmanlılar döneminde yapılan en önemli eserler: İmaret Camii, Ulu Camii ve Issız Han’dır. Ulu Camii’nin etrafında eskiden bir mezarlık vardı. En saygın kişilerin burada gömülü olduğu bilinmektedir. Mihaliç Voyvodalarından İbrahim Ağa, Hacı Mustafa Ağa, Haseki Ahmet bu mezarlıktadır. Bu mezarlık bugün kalkmıştır..

 

      

Tarihi, Turistik ve Ören Yerleri

 

Issız Han  

Issız HanBursa- Karacabey yolu üzerinde Uluabat’ın 5 km. doğusunda göl kenarındadır. Yıldırım devrinin metruk fakat tamir edilmiş sağlam bir eseridir. Kapısı üstündeki kitabesinde “ .....Han Sultan Beyazıt bin Murat Han zamanında , Büyük emir Celalüddin İnebey Bin Bin Feleküddin’in emri ile Allah rızası için 797 yılında yapıldı. “Anlamına Arapça bir vesika bulunduğuna göre 1936’da Allah rızası için yapılmış olduğu anlaşılıyor. (Eyne Bey, balıkesir-Karesi subaşısıdır. Eyne Bey 1. Kosova Savaşında Komutandır: Ankara muharebesinde Yıldırımın Timur tarafından esir alınmasından sonra, şehzade Süleyman Çelebi’yi Rumeli’ye götürenler arasındadır. 808 H./1405 M. de Uluabat’ da Şehzade Süleyman ve İsa Çelebi arasındaki çarpışmada, İsa Çelebi tarafından şehit edilmiştir. Kabri Balıkesir’in Kepsud kazasının Tekke Köyündedir.) Karacabey civarında Tophisar Köyü ve Karasu üstünde bir değirmeni buraya vakfettiğine göre, gelip geçen yolcular parasız olarak yiyip içebilecek ve yatıp gideceklerdir. Bugün bir hizmet ifa etmemekte, boş durmaktadır. Sağlam ve mazbuttur. Güney – Doğu, Batı – Kuzey yönünde dikdörtgen bir plan üzerine kurulmuş, dış yüzü iki sıra yontma beyaz taş işlenmiş, üstü yine taş, onun üstüoluklu kiremit örtülüdür. Cephesi göle bakar. Muhteşem bir kapısı, mermer kemerin üzerinde tarihi kitabesivardır. Kapıdan girince sağlı sollu birer oda ve birer salondan ibarettir. Duvar boylarında sedir durumunda yüksek bir kademe, ortada başka hiçbir yerde görülmeyen muazzam iki ocak yapısı, her biri dörder tane granit ayak üzerine oturan yekpare taş, taşların altı zarif kemer, üstü ise hemen tuğla işçiliği ile başlayan bacalardır. Bacaların işçiliği fevkalade güzeldir. Baca gövdesinin dış kısmı çok islidir. İç kısmı ise tuğlalar ters çevrilerek tamir edildiği bellidir. İki yan odada baca ve ocak yoktur. Hanın dış bedeninde altlı üstlü mazgal pencereleri, batı odasında da böyle mazgal pencere vardır. Doğu odasındaki penceredir. Han genel görünümü ile Osmanlı devrinin ilk mimar eserlerinin en güzel kervansaray modelidir. Yapı 1956 yılından bir süre sonra onarılmıştır.

 

 

Baba Kuruş At Mezarı

Baba Kuruş At Mezarı Karacabey Harası’ndadır. Suriye’nin Şam-Helbe köyünden neş’et eden Baba Kuruş, yarım kan Arap atı yetiştirilmesinde önemli rol oynayan bir aygırdır. 1921-1945 yılları arasında yaşamış olan Baba Kuruşun soyundan, harada yaşadığı 11 yıl içinde 141 tay alımıştır. Baba Kuruş’ a çok şey borçlu olan atçılığımız, ona verdiği değeri, ölümünden sonra anıt mezar yaptırmakla göstermiştir.

 

Hacı Ali Ağa Cami-i

Hacı Ali Ağa Cami-i İsmetpaşa Köyü’ndedir. Kitabeye göre yapı 1230 H./1814-15 tarihinde “Kelsen’li Hacı Ali Ağa” tarafından yaptırlımıştır.

 

 

Zoodochos Pege Kilisesi

Zoodochos Pege Kilisesi Karakoca Köyü’ndedir. Harap ve bakımsız olan yapının örtüsü tamamen çökmüştür. Güney duvar büyük çapta yıkılmış, diğer duvarlar üst kısımda hasar görmüştür.

 

TheOdoros Kilisesi

TheOdoros Kilisesi Harmanlı Köyü’ndedir. Kilise 1833 yılında inşasına başlanan ve 1903 lerde bitirilen Aziz Theodoros’a ithaf edilmiş yapıyla özdeştirilebilinir. Bugün harap durumdaki kilisenin duvarları kısmen , üst örtüsü tamamen yıkılmıştır. .

 

Mikhael Archestrategos Kilisesi

Mikhael Archestrategos Kilisesi Uluabat köyündeki kilisenin kitabesinde “Archestrategos Mikhael”e adanan kilisenin İznik metropoliti “panierotatos loseph zamanında, 1843 yılının eylül ayında inşa edildiği belirtilektedir. Archestrategos Mikhael adında olan bu görkemli kilise, Nikai Metropoliti Panieratatos loseph zamanında, Leibedokhoria’ya bağlı Mihaliç’in Ortodoks hristiyanları ve yabancı hayırseverlerin sağladığı parayla, temelden yeniden inşa edilmiştir. Yıl 1843 Eylül. 16. yy’da Uluabat’ı ziyaret eden S Gerlac burada mevcut olan altı kilisenin adını vermektedir; bunlardan bir tanesi Aziz Mikhael’ e ithaf edilen kilisedir. 18. ve 19. yy seyahatnamelerinden bazılarında kentte, Aziz Mikhael adına kurulan panayırlar anlatılmaktadır. Seyyahlardan Cmac Farlane, panayırın 1845 de buraya gelen Çerkezler tarafından tasvip edilmediğini belirtir..

 

Karacabey’in Hanımı ve Kardeşi Ahmed Bey’in Türbesi

Karacabey’in Hanımı ve Kardeşi Ahmed Bey’in Türbesi Karaca Bey imaretinin güneybatısında yer alan türbenin üç satırlık mermer kitabesi doğu cephesinde, kapı kemeri üzerindedir. Kitabeye göre türbe, Karaca Bey’in hanımı ve onun kardeşi Ahmed Bey için 877 H./1501-02 M. yılında Ahmet Bey’in hanımının ve onun kardeşi Ahmet Bey’in türbesidir ki Onun gayretiyle sekiz yüz yetmiş yedi tarihinde tamamlanmıştır..

 

Fatma Tutu Cami-i ve Külliye

Fatma Tutu Cami-i ve Külliye Tophisar Köyü’ndedir. Camiden günümüze gelebilen minarenin, yalnızca toprak ve moloz altında kalmış kaide ve pabuçluğa geçiş kısmı mevcuttur. Caminin baniyesi Fatma Tutu Hanım Hacı Ali Bey’in zevcesidir. Karacabey – Bandırma yolunda, Karacabey’e 10 km uzaklıkta, Tophisar köyü yoluna girdikten sonra 4. kilometrede külliyeye ulaşılır. Dört yapıdan oluşan külliye, Tophisar kalesinin yer aldığı tepenin kuzeybatı yamacında, yeni Tophisar Köyü’nün ise kuzeydoğusundadır. Külliye, günümüze yalnız mimarisinin kaidesi gelebilmiş bir cami, iki mekanlı bir yapı, planı belirlenemeyen bir yapı kalıntısı ve köylülerin hamam diye tanımladıkları temel kalıntısından ibarettir.

 

Eski Cami-i – Yıldırım cami-i – Valide Sultan Cami-i (Yerel)

Eski Cami-i – Yıldırım cami-i – Valide Sultan Cami-i (Yerel) Uluabat’ta bugün halk tarafından “Eski camii”, “Valide Sultan Camii” veya “Yıldırım Camii adlarıyla tanınan yapının kitabesi ve tarihi aydınlatacak kaynaklar yoktur. Mimari verileri ve bilinen adları yapının ilk inşa döneminin 14. yy sonlarında, muhtemelen 15. yy başlarında olduğuna işaret eder. Yöre halkı caminin Bursa Ulu Camiinden 8 yıl sonra, 1408’lerde yapıldığını söylemektedir. Ulubat Orhan gazi döneminde, 741 H./1342 M. yılında fethedilmiştir. Kaynaklar Orhan Gazinin burada kervansaray inşa ettirdiğini belirtmektedir.Uluabatlı’lar caminin yanında eskiden bir hamam ve han bulunduğunu belirmektedirler; nitekim eski bir planda 20. yy başlarında hanın mevcut olduğu görünmektedir. Cami 1952 yılında büyük bir onarım geçirmiş, bu onarımda kuzeyinde yeni bir son cemaat yeri inşa edilmiştir.

 

BOĞAZ (Yeniköy): Karacabey'in 30 km. kuzeyinde Marmara Denizi'nin kıyısındadır. Dağlar yemyeşil, deniz masmavi ve kumsal alabildiğinedir. Bir tabiat harikasıdır.
PİKNİK: Yine Boğaz (Yeniköy) denilen yerin dağlık kısmında ve orman içerisindedir. Soğuk suları, temiz havası, piknik masaları ve gazinosuyla varlığını hissettirmektedir.
MALKARA: Boğazdan biraz ileride kamp ve sayfiye yeridir. Ormanın, suyun, denizin, kumsalın ve güneşin fırçalarıyla ortaya çıkmış tabiat harikasıdır.
KURŞUNLU: Bir yerleşim yeridir. İlçeye 39 km.dir. Yazın pansiyonculuk ta vardır. Su ürünlerini değerlendirmek için kuruluşlar ve balıkçı barınağı vardır.
MANASTIR: Kurşunlu'nun ilerisinde Bandırma sahillerine yakın bir tabiat harikasıdır. İsmini burada bulunan kiliseden alır.
ULUABAT GÖLÜ: Avcılık ve balıkçılık yöresidir. Turna ve feke balığı avlamak mümkündür.
KABAAĞAÇLAR: Asırlık meşe ağaçlarıyla kaplı bu piknik yeri Karacabey-Mustafakemalpaşa yolu üzerindedir. Hıdrellezde halkın akınına uğrar.
ÇAMLIK: İlçenin kuzeydoğusunda piknik alanıdır.Tamamen çamlarla kaplı olduğu için bu adı almıştır.
GÖLECİK: İlçenin 11 km. kuzey batısındadır. Mesire ve piknik yeridir. İlçe merkezi ve 16 köyün içme suyu buradan karşılanmaktadır.
ULUABAT KUŞ CENNETİ: 200 den fazla bitki ve 50 çeşit hayvan türünün barındığı bu doğal ortamda kuş cıvıltıları ve göl manzarası içinde dinlenebilirsiniz.

 

 

                   

Karacabeyin Coğrafi Bilgileri

 

İlçenin Genel Coğrafyası

İlçenin Genel Coğrafyası Marmara bölgesinin güneyinde yer alan Karacabey, 40. Kuzey paralelin 25 km. kuzeyinde ve 28. Doğu meridyenin 20 km. doğusunda yer alır. Karacabey, Marmara Bölgesinin güney Marmara bölümünde, Bursa iline bağlı bir ilçedir. Doğudan Mudanya ve Bursa, güneyden MustafaKemalpaşa,Susurluk, güneybatıdan Manyas, Batıdan Balıkesir’ in ilçesi Bandırma ve kuzeyden Marmara denizi ile çevrilidir. Bursa- Çanakkale, Bursa – Balıkesir ve İzmir karayolarının kavşak noktasında yer alması ilçenin önemini arttırır.

 

Yer Şekilleri 

Yer Şekilleri Karacabey ovası IV. Jeolojik zamanda meydana gelen çökmeler esnasında oluşmuştur. Bu çöküntü oluğunun daha derin olduğu Doğu va Batıdaki çukurluklara göller yerleşmiştir. Bu göller Doğuda Uluabat, batıda Manyas (Kuş Gölüdür). Karacabey şehrinin olduğu alan eski bir dolgu deposudur. Ortalama yükseltisi (rakım) 24 m. dir. Kıyı şekillerine baktığımızda; Karadağ’ın hemen denizden itibaren yükseldiğini, falezli kıyılar oluşturduğunu ve bilhassa Malkara, Kurşunlu arasında hilal şekilli küçük koyların bulunduğunu görmekteyiz. Yeniköy’ün doğusunda Kocadere nehrinin denize döküldüğü yer alüvyonlardan oluşmuş küçük bir delta ovası vardır. Bu delta ovası üzerinde akarsuyun her iki yanında iki “Lagün” gölü yer alır. Bu göllerin adları Arap Çiftliği Gölü ve Dalyan Gölüdür..

 

Dağlar

KARADAĞ: En yüksek yeri 764 m. ile Sarnıç Tepe’dir. Karadağ kütlesi, Susurluk nehrinin yardığı bir boğazla Mudanya tepelerinden ayrılır. Mudanya tepeleri veya sırtları genelde plato özelliği gösteren hafif engebeli düzlüklere sahiptir. Bunlarda genellikle kıyıdan itibaren yükselirler.

 

Ovalar 

KARACABEY OVASI: Bursa Ovası’ndan Görükle sırtları ile ayrılır. Mustafa kemal Paşa Ovası’ndan çok hafif yükseltiye sahip olan Hara sırtları ile ayrılır. Fakat genelde Mustafa Kemal Paşa Ovası, Karacabey Ovası’nın devamı gibidir. Batıda ise Susurluk ve Manyas ovaları ile birleşir.

 

Akarsular 

Akarsular Susurluk: Simav Çayı adıyla Şaphane Dağları’ndan doğar. Simav gölüne girer ve çıkar. Susurluk ovasına indiğinde adı Susurluk nehri olur. Karacabey ovasını geçtikten sonra doğudan Nilüfer Çayını, batıdan Karadere’ yi alır. Kendi yardığı boğazdan geçerken adı Kocadere olur. Bir delta ovası oluşturarak Marmara Denizine dökülür. Uzunluğu 321 km. dir.Nilüfer: Uludağ’dan inen bir çok derelerle beslenir. Missi köyü yakınında, üzerine Bursa’nın içme suyunu karşılayan Doğancı Barajı kurulmuştur. Bursa ovasını geçtikten sonra batıya döner. Mudanta tepelerine paralel bir şekilde Susurluk nehrine karışır.Karadere: Yine Şaphane Dağlarına yakın bir alandan doğar. Manyas Gölü’ne girer çıkar. Karacabey ovasından menderes çizerek akar. Çalı mahalle yakınlarında Susurluk nehri’ne karışır. Uzunluğu 160 km. dir. Kemal paşa deresi ve Orhaneli çayı, Uluabat Gölü’ne dökülür. Uluabat Gölü’nden bir ayak Uluabat Deresi adıyla Susurluk Nehrine karışır.

 

Göller 

Göller Uluabat (Apolyont): Yüz ölçümü 134 km2 derinliği büyük bölümünde 1-2 m.’yi geçmez. Uzunluğu 25 km. genişliği 14 km. dir. Uluabat Gölü günden güne çevreden ortaya doğru sığlaşmaktadır. Su rengi kirli beyaz renktedir. Dibi çamurlu bir yapıya sahiptir. Bilhassa rüzgarlı havalarda daha bulanık bir hal alır. Kuzeybatı kıyıları sazlık bir yapıya sahiptir. Suları tatlıdır. Yakın zamana kadar yoğun kerevit bulunan bir göldü. Aşırı avlanma ve gölün kirlenmesi sebebiyle kerevitin nesli kuruduğu gibi, balık türleri de azalmış ve tükenmek üzeredir. Yazın suları çekilir. Gölün alanı daralır. Suların çekildiği yerler tarım arazisi olarak kullanılır. Yakın zamana kadar zengin bir avlak alan olan Uluabat Gölü ördek katliamı sonucunda bu özelliğine de veda etmektedir.

 

Göletler

Göletler Son yıllarda tarımda suya duyulan ihtiyaç nedeniyle Keşlik, Dağkadı, Bayramdere ve İnkaya Göletleri yapılmıştır.Yer Altı Zenginlikleri İlçemizde çok çeşitli maden kaynakları bulunmamaktadır. Yöremizde şu ana kadar çıkarılan ve işletilen iki maden türü bulunmaktadır.Bunlar mermer ve talktır. Mermer Karacabey'in Seyran Köyü'nde çıkarılmaktadır.Karacabey siyahi olarak adlandırılır. Siyah renklidir. Sertliği 4, yoğunluğu 2.73 gr/cm3, porozitesi 0.5'tir. Rezervi ise 2.500.000 m3tür.Karacabey yöresinde talk madeni ise Şahmelek ve Kurşunlu köyleri civarında çıkarılmaktadır.

 

İklimi 

İklimi Karacabey iklimi, Akdeniz ikliminin az da olsa Karadeniz iklimine geçiş özelliği gösteren şeklidir. Yazlar Akdeniz kadar kurak ve sıcak olmaz. Kışlar ılık ve yağışlıdır. Yine enlemin etkisiyle Akdeniz'e göre kış sıcaklıkları daha düşüktür. Karacabey'in kurulduğu alanın deniz seviyesinden yüksekliği 41 - 45 m. dir. Ovanınki ise 13 - 14 m. dolayındadır. Yöremiz, Marmara kıyılan hariç çıplak olduğundan, yaklaşık olarak bütün hava akımlarına açıktır. Karacabey, Güney Marmara'nın iklimim tam olarak yansıtmaz. Bunun en önemli sebebi is nemli hava kütlelerinin yağışa dönüşmesine imkan sağlayacak yükseltilere sahip olmayışıdır. Karacabey, çevresine göre daha az yağış almaktadır. Bunu yaşayıp görmek de mümkündür.Çevre ilçelerden Mustafakemalpaşa'nın "Keltepe" si, Mudanya sırtlan.Uludağ kütleleri, özellikle yaz aylarında Karacabey'e göre daha fazla yağış almaktadır. Kış aylarında yukarıda saydığımız yerler kar yağışı aldığı halde, Karacabey'e yağmur düşmektedir. Yöremize düşen yağışlar, genellikle cephe yağıştan şeklindedir. Yöremizde yazlar genellikle kurak geçmektedir. Bu kuraklık çoğu zaman Sonbahara uzanır. Sonbahar yağışlarının geciktiği yıllarda tarımda büyük bir karamsarlık yaşanır. Yöremizde kış mevsimi ılıman bir yapıya sahiptir. Yağışlar çoğunlukla yağmur şeklinde görülmektedir. İlkbahar aylan, yağmurun yoğun olarak düştüğü aylarıoluşturmaktadır. 23 yıllık rasatların sonucuna göre, karla örtülü gün sayışı ortalama 3.3' tür. Kar yağışlarının görüldüğü aylar ise; Kasım, Aralık, Ocak, Şubat ve Mart' tır. 20 yıllık rasatlar sonucunda, en yüksek kar kalınlığının Ocak ayında 50 cm. olarak görüldüğü belirlenmiştir. 5 yıllık rasatlara göre yıllık sıcaklık ortalamasının 14 C° olduğu, en yüksek sıcaklığın Ağustos ayında 38.5 C° olarak tespit edildiği, en düşük sıcaklığın ise. Şubat' ta - 9.7 C olduğu meteorolojik verilerden anlaşılmaktadır. Ortalama donlu gün sayısınında 29 olduğu saptanmıştır. Karacabey' in yıllık yağış miktarı; 29 yıllık rasatlara göre ortalama 562 mm. dir. Ortalama yağışlı gün sayışı 77, yıllık ortalama sisli gün sayışı da 7.7' dir.4 yıllık rasatlar sonucuna göre ortalama nisbi nem miktarı 69' dür. En düşük nisbi nem miktarı 14 ile Temmuz ayında ve en yüksek nisbi nem miktarı 78 ile Aralık ayındadır. 6 yıllık rasatlar sonucu ortalama bulutlu gün sayışı 247.8' dir. Ortalama kapalı gün sayışı ise 50' dir. Karacabey rüzgarlardan çokça etkilenmektedir. Hakim rüzgar yönü Kuzeydoğudur. Diğer yönlerden Güneybatı, Kuzeydoğu, Kuzey ve Kuzeybatı yönlerinden rüzgarların estiği görülür. Kuzeydoğudan poyraz. Güneybatıdan lodos hakim rüzgarlardır. Bunların yanında Kuzeybatıdan karayel. Kuzeyden yıldız. Güneydoğudan samyeli (Nadir olarak da esse etkisi büyüktür.bilhassa, buğdayların olgunlaşma döneminde olumsuz etkileri görülür.) eser.

 

Bitki Örtüsü

Bitki Örtüsü Karacabey’in topraklarını örten bitki varlığı, Marmara Bölgesinin genel özelliklerini vermekle birlikte, denize yakın yöreleriyle, kırsal alanları farklılıklar göstermektedir. İlçenin kuzeyindeki denize yakın kısımlarda Akdeniz bitkileri, ılımlı kışlara dayanan nemi seven ormanlar yetişmiştir. Ormanlarımızda meşeye sıkça ve bolca rastlanır. Yöre arazisi zeytin yetişmesine de oldukça elverişlidir. Yine denize yakın olan yerlerde narenciye türü bitkilerinin de yetiştiği gözlenmektedir. Bunun yanında yüksek yerlerde Karadağ da sert geçen kışlara dayanan koru orman alanları da vardır. Bu kesimlerde bol miktarda ıhlamur ve kayın bulunur. Akdeniz iklimine uymuş bitki topluluğu içinde bulunan davulga, defne, süpürge çalısı, kocayemiş, taş meşesi gibi bikri türlerine yörede sıkça rastlanır. “Pistikoz bayırları” olarak bilinen kırsal kesim yükseltilerin de sadece karaçalı denilen bitki türüne rastlanılmaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

        

Nüfus, İdari Yapı Genel Durum

 

Nüfusu

NüfusuTarımsal faaliyet ve buna bağlı olarak gelişen sanayi ile birlikte Karacabey dışarıdan göç almaktadır. 1990 yılı nüfus sayımında ilçe merkezinin nüfusu 31.665 iken son olarak 2000 yılında yapılan nüfus tespitinde Karacabey ilçe merkezinin nüfusu 40.624 olmuştur. Karacabeye boğlı olan 64 köyün toplam nüfusu 36.363 dir. İlçe merkezi ve köylerin toplam nüfusu ise 76.887' dir. Nüfusun % 53' ü ilçe merkezinde, % 47'si ise köylerde yaşamaktadır. Yıllık nüfus artışı % 7 dir. Son yıllarda sanayii ve tarımdaki gelişmeler işgücü açığı ile birlikte ilçeye Türkiye’nin her yerinden de göçü beraberinde getirmektedir. Köylerden ilçe merkezine ve Bursa’ya yoğun bir şekilde göç olmaktadır. Özellikle dağ ve bayır köylerinde kalanlar sadece yaşlılardır. Karacabey’de doğurganlık oranı %5,69 bağımlılık oranı %32,66 olarak hesaplanmıştır.
2008 DİE Sonuçları Toplam Erkek Kadın
Karacabey Şehir Merkezi 51642 25746 25896
Karacabey Köyleri 27582 13745 13837
GENEL TOPLAM 79224 39491 39733

 

İdari Yapı ve Genel Durum

Mihaliç 15-16. yüzyıllarda Hüdavendigar (Hükümdar) Livası (Vilayeti) na bağlı bir kazadır. Bursa 1. Murad'aizafeten "Hüdavendigar Livası" olarak anılacaktır. 10-20 Safer 892/1487 tarihli “Hüdavendigar Livası” Kanunnamesine gore Sancağa bağlı kazalar şunlardır: "Mihaliç, İnegöl, Domaniç, Yenişehir, Söğüt, Yarhisar, Sivrihisar, Beypazarı, Göynük, îkizce, Geyve, Göl, TaraklıYenicesi, Aydıncık, Akyazı, Bergama, Mudanya, Ermeni Pazarı, Tuzla, Gönen" 1851 yılında yapılan yeni düzenlemede, Hüdavendigar Eyaletinin merkezi yine Kütahya oldu. Mihaliç yine Bursa Sancağına bağlıdır. 1858 ve 1867 düzenlemelerinden sonra oluşturulan Hüdavendigar Livasının merkez sancağı Bursa olmuştur. 1870'de ki düzenlemeye göre, Mihaliç, Gemlik, Mudanya, inegöl, Yenişehir, Harmancık ve Bilecik Bursa Sancağına bağlı ilçelerdir. Kirmastı Mihaliç'e, İznik Yenişehir'e, Pazarköy (Orhangazi) Gemlik'e bağlı birer nahiyedir. Adranos (Orhaneli) ise merkez ilçeye bağlı bucaktır. 14 Mayıs 1881'de de Sincan Bucağı'nın merkezi Kirmastı, Mihaliç'ten ayrılarak ilçe merkezi olur.Meşrutiyetin ilanından sonra, 1910 yılında Bursa kökenli Edirne Mebusu (Milletvekili) şeref Bey'in girişimleri ile Mihaliç'in adı Karacabey'e çevrildi. 1918'den itibaren Hüdavendigar Livasının adı da Bursa Vilayeti olarak değiştirildi.l920'li yıllarda Karacabey, Gemlik, Mudanya, Orhangazi, M. Kemalpaşa ve Orhaneli Bursa Vilayetinin kazalarıdır.

 

   

 

Karacabey Köy ve Mahalleleri
 

    
AKÇAKOYUN İlçenin kuzeyinde ve ilçeye 7 km. uzaklıktadır. Adım, Türkmen boylarından Akçakoyunlu Aşireti Yörüklerinden almıştır. 1908 yıllığına göre 51 hane bulunan köyde, 1927 yılında 254, 1970 yılında 467 (239erkek, 228 kadın), 1990 yılında 392 kişi,1997 yılında ise 359 kişi yaşamaktaydı. Yerli köyüdür. Kanalizasyonu ve düğün salonu vardır.
AKÇASUSURLUK İlçenin kuzeyinde ve ilçeden 11 km. uzaklıktadır. "Akçasığırlık" olarakta anılmaktadır.1521 tarihli tahrirat defterinde adı geçen "Akçasığır" köyü burası olmalıdır. Beğlik (devlete, saraya ait) sığırlarına bakmakla görevli (sığırcı kullar) imişler.Kanuni Sultan Süleyman döneminde köyde 75 baş sığır beslenmekte idi. Zamanla boşalan köy, 1880 yılında 100 hane (318 nüfus) Çerkez göçmeni tarafından yeniden kurulmuştur. 1908 Yıllığı'na göre, 94 hane bulunan köyde, 1927'de 202, 1970'de 350 (174 erkek, 176 kadın), 1990'da 333, 1997'de ise 329 kişi yaşamaktaydı. Köyde bulunan eski cami, 1950 yılında yıkılmış olup bu caminin bazı kalıntıları vardır. Köyde sağlık ocağı ve kanalizasyonu mevcuttur.
AKHİSAR (KARAKÖY-KİLİSAN) Ilçenin güneybatısında ve ilçeden 22 km. uzaktadır. Kadı sicillerinde "Karaköy" adım da taşıyan bu köy, Umur Bey'in 34 Akçardak Mahallesindeki mescidinin vakıf köyü olarak gösterilmiştir. Cumhuriyet dönemine kadar "Kilisan" adım korumuştur. 1908 Yıllığı'na göre,57 hane bulunan köyde, 1927'de 328, 1970'te 640 (308 erkek, 332 kadın), 1990'da 723, 1997 yılında 506 kişi yaşamaktaydı. Köyde bugün, yerlilerin dışında Çerkezler ile Yunanistan ve Bulgaristan göçmenleri yaşamaktadır. Köyde ilköğretim okulu, düğün salonu ve futbol sahası mevcuttur.
ARIZ İlçenin batısında ve ilçeye 15 km. uzaklıktadır. 1908 Yıllığı'na göre köyde 87 hane vardı. Çok eski bir köy olup, köyde Bizans dönemi kalıntıları vardır. Köyde 1927'de 316, 1970'te 584, 1990'da 428, 1997 yılında ise 301 kişi yaşamaktaydı. Yerli köyüdür. Köyün düğün salonu vardır.
BAKIRKÖY (MAKRİKÖY) İlçenin güneydoğusunda ve ilçeden 8 km. uzaklıktadır. Eski adı "Makri" 'dir. Bursa'da bu adı taşıyan üç köy vardır. Anlamı Helen/Rum dilinde "uzun" demektir. Köyde Türklerden önce antik yerleşim vardı. Bakırköy de Makriköy'den gelmiştir, İstanbul Bakırköy'ün de eski adı Makri idi. Orta Çağdan kalma çok eski bir köydür. Sultanların kulları olan köy, eski bir Hıristiyan köyüdür. Rumeli'nden sürülen Hıristiyanlarca kurulmuştur. Köylüler, Beğlik sığırlarına bakmakla görevli imişler. Köyün hemen yanında bulunan "Mamak" köyü ile birlikte sığırlara bakarlarmış. 1521 yılı Sultan Süleyman tahrirlerinde adı geçen bu köy, yanındaki Mamak ile birlikte anılmıştır. Bu tarihte iki köyde, 40 hane savaş esiri sığırcı kulun baktığı 125 baş sığır varmış.Köyde Bizans döneminden kalma kalıntılar vardır. 1927'de 525, 1970'te 1.146 (572 erkek, 574 kadın), 1990'da 1.171, 1997 yılmda ise 957 kişinin bulunduğu köyde, Nogay Tatarları yaşamaktadır. Köyde ilköğretim okulu, düğün salonu ve futbol sahası mevcuttur.
BALLIKAYA İlçenin kuzeyinde ve ilçeye 30 km.uzaklıkta olup Marmara Denizi'ne yakındır. Arapçiftliği Gölü kıyısında bulunan bu köyün hemen yanında "Çeçoronlar Mahallesi" vardır.Bölge tamamiyle bataklık olduğu için köyün çevresi tümüyle sazlıklarla çevrili idi.Bu köyün bulunduğu alanda "Sazlıkdere" ve "Arapçiftliği" adıyla yerleşim yerleri vardı.Rum köyü idi. 1908 Yıllığı'na göre Mudanya'ya bağlı olan bu köyde 22 hane vardı. 1927 yılında 94, 1970 yılmda 122 (68 erkek, 54 kadın), 1990 yılında 117, 1997 yılında 151 kişi yaşamataydı. Köyde bugün, 93 Harbi sonunda Yunanistan'ın Langaza yöresinden gelen göçmenler yaşamaktadır.
BAYRAMDERE (PANAYIRDERE) İlçenin kuzeyinde ve ilçeye 31 km. uzaklıktadır. Eski adı "Panayırdere" idi.Eski bir Rum köyü idi. 1920 yılında adının hiç bir anlamı olmadığı gerekçesiyle, Bayramdere'ye çevrilmiştir. Adını yanından akan dereden aldığı söylenir. Oysa bir Rum köyü olduğu için bu ad Rumca'dan gelmiş olmalıdır. Panayır sözcüğü "Panagia" 'dan dönmüştür.Nitekim 1880 tarihli, bir yabancının hazırladığı haritada köyün adı Panagia olarak yer almıştır. Anlamı ise, MeryemAna'dır. Bayram ise, bol su anlamına gelmektedir. Yeniköy plajlarına yakın bir köy olması nedeniyle, özellikle yaz sezonunda ilgi gören bir köydür. Köyde, 1927 yılında 174, 1970 yılında 645 (216 Balkaya 36 erkek, 329 kadın), 1990 yılında 1.559, 1997 yılında ise 3.665 kişi yaşamaktaydı. Köyde sağlık ocağı, futbol sahası, düğün salonu ve ilköğretim okulu mevcuttur.
BEYLİK İlçenin güneybatısında ve ilçeden 26 km. uzaklıktadır. Kadı sicillerinde "Beylikburnu" adını taşıyan bir köy adı geçer ki bu köy, Hüdavendigar vakıf köyleri arasında gösterilmiştir. İhtimal aynı köydür. 1908 Yıllığına göre, 79 hane bulunan köyde, 1927'de 530, 1970'te 938 (437 erkek, 501 kadın), 1990'da 1.202, 1997'de 838 kişi yaşamaktaydı. Köyde, 1880'li yıllarda Bulgaristan'dan gelen 93 Harbi göçmenleri ile, 1924 yılında gelen Yunanistan göçmenleri yaşamaktadır. İlköğretim Okulu vardır.
BOĞAZKÖY (ESKİÇİFTLİK) İlçenin kuzeyinde ve ilçeye 28 km. uzaklıktadır. Dalyan gölü kıyısındadır. Boğaz bir yerde kurulu olduğu için bu ad verilmiştir. Köye "Poyrazköy" de denilmekteydi. Köyün Türklerden önce adı ise, Meryem Ana'nın bir adı olan "Panagia" imiş. Bölgede, öteden beri bataklık olduğu için. Sultanların susiğırları (mandaları) yetiştirilirdi. Köyün bulunduğu alanda bir de "Kepekçi Çiftliği" vardı. XVII. Yüzyılda "Kite'"ye bağlı olarak gösterilen Boğazköy ihtimal burası olmah.Emir Sultanın vakıf köyüdür. Köyde, 1990'da 499 kişi, 1997 yılında 423 kişi yaşamataydı.
CAMBAZ İlçenin doğusunda ve ilçeye 22 km. uzaklıktadır. Eski bir köydür. 1795 yılı belgelerinde köyün adına rastlanmakta. (B.O.A. Cevdet-Zaptiye No.6155) XVI. yüzyılda bir çiftlik yeri olan bu köy, Sultan II. Abdulhamid'in mülkleri arasında yer alır. 1880'li yıllarda, çiftlik yeri iken 30 hane (158 nüfus) Rumeli göçmeni tarafından yeniden kurulmuştur. 1908 Yıllığı'na göre 75 hane bulunan köyde, 1927 yılında 370, 1970 yılında 753 (372 erkek, 381 kadın), 1990 yılında 670, 1997 yılında ise 607 kişi yaşamaktaydı. Köyde bugün, Çerkez ve Yunanistan göçmenleri yaşamaktadır. Sağlık ocağı, düğün salonu ve kanalizasyonu vardır.
ÇAMLICA İlçenin kuzeydoğusunda ve ilçeye 22 km. uzaklıktadır. Eski bir Rum köyü idi. Önceleri Sultan I. Murat'in Bayramdere Balıkçı Barınağı korusu imiş. Daha sonra Hüseyin Paşa'ya geçen köy, bilahare Kütahya'daki camiine vakfedilmiştir. Köye yerleştirilen 30 er, "Drazali Derbendi" 'ni korumakla görevlendirilmiştir. Bu köyde H. Georgios adına yapılmış kilise vardır. Bu kilise, 1837 yılında yapılmıştır. Bir ara bu yapı camiye dönüştürülmüştür. Bugün harap durumdadır. 1908 Yıllığı'na göre, 83 hane bulunan köyde, 1927 yılında 560, 1970 yılında 788 (379 erkek, 409 kadın), 1990 yılında 421, 1997'de ise 368 kişi yaşamaktaydı. Bugün köyde, 93 Harbi sonunda Yunanistan'ın Langaza yöresinden gelen göçmenler yaşamaktadır.
ÇARIK İlçenin kuzeyinde ve ilçeye 10 km. uzaklıktadır. Yeniköy yolu üzerinde bulunan köyde, 1927 yılında 65, 1970 yılında 103 (51 erkek, 52 kadın), 1990 yılında 91 kişi, 1997 yılında ise 84 kişiyaşamaktaydı.
ÇAVUŞ İlçenin batısında ve ilçeye 26 km. uzaklıktadır, köyde ortaçağdan kalma kalıntılar vardır. İsabey imaretinin vakıfları arasında gösterilen Çavuş köyü bu olmalıdır. 1908 Yıllığı'na göre 43 hane bulunan köyde, 1927 yılında 276, 1970 yılmda 444 (215 erkek, 229 kadın), 1990 yılmda 593, 1997 yılmda ise 522 kişi yaşamaktaydı. Yerli köyüdür. Kanalizasyonu, futbol sahası, düğün salonu vardır.
ÇEŞNİGİR İlçenin kuzeydoğusunda ve ilçeye 19 km. uzaklıktadır. Çeşnigir, Osmanlı saraylarında Sultanın yemek ve mutfak işlerini yürüten kişiye denirdi. Köyde Malta Taşı madeni olup uzun yıllar işletilmiştir. 1908 Yıllığı'na göre 90 hane bulunan bu köyde, 1927 yılında 304, 1970 yılında 534 (236 erkek, 298 kadın), 1990 yılında 327, 1997'de ise 309 kişi yaşamaktaydı. Bir Rum köyüdür. Köyde "Theotokos Kilisesi" 'nin kalıntıları vardır. Köyün dışında olan bu kilise 1837 yılında yapılmış olup bugün sadece temelleri kalmıştır. Köyde bugün, 93 Harbi sonunda Yunanistan'ın Langaza yöresinden gelen göçmenler yaşamaktadır.
DAĞESEMEN İlçenin kuzeyinde ve ilçeye 16 km. uzaklıktadır. "Dağisemeni" olarakta anılmaktadır. Köy ile Gölecik arasında "Karadul Mahallesi" Çavuşköy vardır. Eski bir köy idi. XVI. yüzyılda tahrirat defterlerinde adı geçen Esemen köyü bu olmalıdır. Köylüler, XV. Yüzyıl belgelerine göre, Beğlik sığırlarına bakmakla görevli imiş. 1908 Yıllığı'na göre 25 hane bulunan köyde, 1927 yılında 60, 1970 yılında 40 (19 erkek, 21 kadın), 1990 yılında 146, 1997 yılında ise 165 kişi yaşamaktaydı.
DAĞKADI İlçenin batısında ve ilçeye 15 km. uzaklıktadır. Köyde Bizans döneminden kalma antik yerleşim alanı kalıntıları vardır. Uluabat gölünün batısında bulunan diğer Kadıköy'den ayırmak için Dağkadı denilmiştir. Yunanlılar tarafından tamamen yakılmıştır. 1908 yılında 242 hane bulunan köyde, 1927 yılında 653, 1970 yılında 1.597 (789 erkek, 810 kadın), 1990 yılında 1.934, 1997 yılında ise 2.345 kişi yaşamaktaydı. Eski bir han bulunan köyde bugün, yerliler ile Bulgaristan göçmenleri yaşamaktadır, ilköğretim Okulu, futbol sahası, düğün salonu ve sağlık ocağı vardır.
DANIŞMENT İlçenin batısında ve ilçeye 22 km. uzaklıkta. Yıldırım Camiinin vakıf köyüdür. Köyde Bizans döneminden kalma kalıntılar vardır. Tokat, Sivas ve Amasya yöresinden XIX. yüzyılda Bursa bölgesine gelerek yerleşik hayata geçen Yörüklerin kurdıığıı bir köydür. Nitekim, kadı sicillerinde "Danişmendi Yörükleri" 'nin bulunduğu anlaşılmaktadır. 1908 Yıllığı'na göre 103 hane bulunan köyde, 1927 yılında 516, 1970 yılmda 696 (346 erkek, 350 kadın). 1990 yılmda 658, 1997 yılında ise 583 kişi yaşamaktaydı. Yerli köyüdür. Kanalizasyonu vardır.
DOĞLA İlçenin batısında ve ilçeye 20 km. uzaklıktadır. Bursa'ya yerleşen Bektaşi Babalanndan Doğlu Baba'nın buradan geldiği sanılmaktadır. Kurtuluş Savaşı sırasında kısmen yakılmıştır. 1908 Yıllığı'na göre 81 hane bulunan köyde, 1927 yılında 357, 1970 yılında 448 (214 erkek, 234 kadın), 1990 yılında 539, 1997 yılında ise 482 kişi yaşamaktaydı. Yerli köyüdür. Kanalizasyonu ve düğün salonu vardır.
EKİNLİ (ARAPÇİFTLİĞİ) İlçenin kuzeyinde ve ilçeye 30 km. uzaklıktadır. Ballıkaya ile Ekinli arasında Çeçoronlar Mahallesi vardır ki, bu eski bir köydür. Köylüler Sultanların susığırlarına(mandalarına) bakarlardı. Zamanla boşalan köy, 1880 yılında 40 hane (161 nüfus) Çerkez göçmeni tarafından yeniden kurulmuştur. 1908 Yıllığı'na göre 46 hane bulunan köyde, 1927 yılında 119, 1970 yılında 470 (253 erkek, 217 kadın), 1990 yılında 432, 1997 yılında ise 396 kişi yaşamaktaydı. Çerkez köyüdür.Kanalizasyonu vardır.
EKMEKÇI (EKMEKÇI MERASI) İlçenin kuzeyinde ve ilçeye 15 km. uzaklıkta olan köy, Yeniköy yolu üzerindedir. Eski adı "Ekmekçi merası Etmekçi Merası" veya "Ekmekçibaşı" dır. Ekmekçi olarak da geçer. XIX. yüzyılda köy statüsünden çıkarıhp çiftlik olmuştur. Bu tarihte Sultan II. Abdülhamid'in mülkleri arasında yer almaktadır. 1880 yılında köye 59 hane (193 nüfus) Çerkez göçmeni yerleştirilmiştir. 1927 yılında 57 kişinin yaşadığı köyde, 1970 yılında 416 (223 erkek, 193 kadın), 1990 yılında 478, 1997 yılında ise 452 kişi yaşamaktaydı. Bugün köyde, 18 80'li yıllarda gelen Çerkez ve Bulgaristan göçmenleri ile, 1924 yılında gelen Yunanistan göçmenleri yaşamaktadır.
ESKIKARAAĞAÇ (HALILBEY ADASI) İlçenin doğusunda ve Bursa-Karacabey asfaltına 3 km. uzaklıkta, Uluabat Gölünün içine giren bir yarımadanın üzerindedir. Bir Rum köyü idi. 1880 yılında köye Karkas ve Rusçuk göçmeni yerleştirilmiştir. Köydeki Rumlar, 1922 yılında. Kurtuluş Savaşı sonrasında köyü terk edince yerlerine Yunanistan göçmenleri yerleştirilmiştir. Köyde yerli de vardır. 1970 yılında 411 (200 erkek, 211 kadın) olan nüfusu, 1990 yılında 352'ye, 1997'de ise 318'e düşmüştür. Sultan Orhan Gazi'nin vakıf köyü olan Karaağaç burası olmalıdır. Köy de "Mikhael Archangelos" 'un adım taşıyan bir de kilise vardır. Futbol sahası vardır.
ESKISARIBEY (SARIBEY ATİK) İlçenin güneybatısında ve ilçeye 20 km. uzaklıkta bulunan üç Sarıbey köyünden en eskisidir. Bu köyleri "Sarı Bey" adlı bir kişini kurduğu söylense de doğru olmasa gerek. Çünkü Orta Sarıbey dışındaki köyler Rum köyleri idi. Bu ad Helen dilinde "Sarahat" sözcüğünden gelmiş olmalıdır. 1970 yılında 516 (239 erkek, 277 kadın). 1990 yılında 539, 1997 yılında ise 500 kişi yaşayan köyde, 1880'li yıllarda Yunanistan'ın Mora-Yenişehir yöresinden gelen göçmenler yaşamaktadır.
FEVZIPAŞA (AŞAĞI-YUKARI) İlçenin batısında ve ilçeye 9 km. uzaklıktadır. Bu köye "Hacet Pınarı" da denilmektedir. Köye 1880 yılında 50 hane (223 nüfus) Rumeli göçmeni yerleştirilmiştir. Köyün hemen kuzeyinde de "Yukarıfevzipaşa" vardı. Aşağıfevzipaşa köyü Sultan II.Abdulhamid döneminde 93 Harbi göçmeni tarafmdan kurulmuştur. Bugün bu köy yoktur. Köyde o tarihte bir cami yapılmış. Bu cami Kurtuluş Savaşı sırasında, kaçmakta olan Yunanlılar tarafından yakılmış ve uzun süre depo olarak kullanılmıştır. Köyde 1927 yılında 307, 1970 yılında 489 (224 erkek, 245 kadın), 1990 yılında 484, 1997 yılında ise 503 kişi yaşamaktaydı. Düğün salonu ve futbol sahası vardır.
GÖLECIK İlçenin kuzeybatısında ve ilçeye 10 km. uzaklıktadır. Karacabey'in içme suyunun karşılandığı küçük bir göl nedeniyle bu ad verilmiştir. 1970 yılında 139 (70 erkek, 69 kadın), 1990 yılında 122, 1997'de ise köyde 124 kişi yaşamaktaydı. Yerli köyüdür.
GÖLKIYI İlçenin doğusunda ve ilçeye 30 km. uzaklıktadır. Bursa-Karacabey karayolunun kıyısındadır. Uluabat Gölü yakınında olduğu için bu ad verilmiştir. Köyde, 1970 yılında 190 (92 erkek, 98 kadın), 1990 yılında 224, 1997'de ise 171 kişi yaşamaktaydı. H. 797 (1396) yapılmış olan Issız Han bu köy yakınlarındadır.
GÖNÜ (GÜNÜM) İlçenin güneyinde ve ilçeye 16 km. uzaklıktadır. Köyde Bizans döneminden kalma kalıntılar vardır. 1908 Yıllığı'nda "Günüm" olarak geçer. Eskiden M.Kemalpaşa'ya bağlıydı. 1908 yılında 154 haneli olan bu köyde, 1970 yılında 953 (441 erkek, 412 kadın), 1990 yılında 995, 1997 yılında ise 785 kişi yaşamaktaydı. Köyde, Çerkez ve 1950'li yıllarda gelen Bulgaristan göçmenleri yaşamaktadır. Futbol sahası ve düğün salonu vardır.
GÜNGÖRMEZ İlçenin kuzeyinde ve ilçeye 15 km. uzaklıktadır. Eski haritalarda, bu köyün bulunduğu alanda "Kocadere" adlı bir yerleşim yeri geçer ki, köyün eski adı bu olmalıdır. 1880 yılında 50 hane (210 nüfus) Rumeli göçmeni tarafından kurulmuştur. 1908 Yıllığı'na göre hane sayışı verilmeyen köy, o tarihte küçük bir köy olmalıdır. 1927 yılında 52, 1970 yılında 60 (35 erkek, 25 kadın), 1990 yılında 85, 1997 yılında ise 101 kişi yaşayan köyde bugün Tatar ve Yörükler yaşamakadır. Son yıllara kadar Karacabeyli dondurmacıların ihtiyacı olan kar ve buzlar buradan getiriliyordu.
HAMİDIYE (BULGARLAR KÖYÜ) İlçenin güneybatısında ve ilçeye 23 km. uzaklıktadır. Köyün eski adı "Bulgarlar" 'dır. Sultan Süleyman tahrirlerine göre köyde 25 hane kul soylu vardı. Köy, Rumeli'den sürgün edilen Bulgarlar tarafından kurulmuştur. Köy bir ara M. Kemalpaşa'ya bağlı idi. 1880'li yıllarda 79 hane (313 nüfus) Rumeli göçmeni yerleştirilen köyde, 1908 Yıllığı'na göre 72 hane bulunuyordu. 1927 yılında 226, 1970 yılında 553 (267 erkek, 286 kadın), 1990 yılında 658, 1997 yılında ise 527 kişi yaşamakta olan köyde bugün, yerlilerin dışında Bulgaristan ve Tatar göçmenleri yaşamaktadır.
HAYIRLAR İlçenin kuzeyinde ve ilçeye 13 km. uzaklıktadır. "Hayurlu" ve "Hayırsızlar" olarak ta anılır. 1880 yılında 50 hane (226 nüfus) 93 göçmeni Çerkez tarafından kurulmuştur. Köyde, Çerkez ve Bulgaristan göçmenleri yaşar. Bu köyde bir un fabrikası vardı. Köyde 1927 yılında 130, 1990 yılında 215, 1997 yılında ise 165 kişi yaşamaktaydı.
HARMANLI (KİRMİKİR) İlçenin kuzeydoğusunda ve ilçeye 16 km. uzaklıktadır. Köyün eski adı Kirmikir'dir. Köyde antik döneme ait kalıntılar vardır. Burada, Ortaçağda "Dlimitziri" adlı bir yerleşim alanı olduğu tahmin edilir. Kirmikir adı da buradan gelmiş olabilir. 1880'li yıllarda köye 75 hane (351 nüfus) Çerkez göçmeni ile Yunanistan'ın Mora-Yenişehir'inden gelenler yerleştirilmiştir. 1908 yıllığına göre 277 hane bulunan köyde, 1970 yılında 1.325 (648 erkek, 677 kadın), 1990 yılında1.328, 1997 yılında ise 1.023 kişi yaşamaktaydı. Cumhuriyet öncesinde Türk ve Rumların, beraber yaşadığı bir köy idi. Köyde H. Theodoros adım taşıyan bir kilise vardı. Bu kilise 1833 yılında yapılmıştır. Bugün harap durumdadır. Ayrıca köyde, şimdi sadece öğütme taşları kalmış olan, yel değirmenleri vardı. Rüzgara açık alanlara yapılmış bu değirmenler 1950'li yıllara kadar hizmet veriyorlardı. Kurtuluş Savaşı sonrasında köyü terk eden Rumların yerine, Pomak göçmenler yerleştirilmiştir, ilköğretim okulu, sağlık evi, düğün salonu ve futbol sahası mevcuttur.
HOTANLI (HOZATLI) İlçenin batısında ve ilçeye 3 km. uzaklıktadır. 1521 tarihli tahrirat defterinde "Hotani" olarak geçer. Bursa'daki Şehzadeler Türbesi vakıf köyü idi. Köyde XVI. yüzyılda 33 hane vardı. XIX. yüzyıl belgelerinde ise adı "Hozatlı" olarak geçer. Eski bir Rum köyüdür. 1880 yılında 80 hane (340 nüfus) Rumeli göçmeni yerleştirilmiştir. 1927 yılında 441, 1970 yılında 724 (364 erkek, 360 kadın), 1990 yılında 849, 1997 yılında ise 642 kişi yaşamaktaydı. Köye, 1880'li yıllarda Yunanistan'ın Mora-Yenişehir yöresinden gelen göçmenler yerleştirilmiştir. Köyde Bulgaristan göçmenleri de vardır.
HÜRRIYET İlçenin doğusunda ve ilçeye 40 km. uzaklıktadır. 1950 yılında Bulgaristan'ın Aydos ve Osmanpazarı kazalarmdan göç eden 201 göçmen ailesinin; Haydar Çiftliği arazisini, Ziraat Bankasi'na borçlanmak suretiyle satın alarak yerleşmeleriyle 1952 yılında kurulmuştur. Köyün eski adı "Haydar"idi. Köy statüsünden düştüğünde, "Haydarçiftliği" olarak anıldı. Köye 1880 yılında 10 hane (44 nüfus) Çerkez göçmeni yerleştirilmiştir. Bu köyde, 1970 yılında 804 (373 erkek, 431 kadın), 1990 yılında 433, 1997 yılında ise 371 41 kişi yaşamaktaydı. Köyde bir kilise kalıntısınm varlığı, burada Rumlarınyaşadığım göstermektedir.
İKİZCE (EKİZCE) İlçenin doğusunda, ilçeye 35 km. uzaklıkta ve Bursa- Karacabey karayolu kıyısındadır. Eskiden Bursa'ya bağlı olan bu köy bir Padişah Hassıdır. Savaşta esir alınmış köle ve cariyelerinin yerleştirildiği bir köydür. "Koyun kafirleri" veya "koyun kulları" denen bu esirler koyunlara bakmakla yükümlüydüler. Görevleri Fatih Sultan Mehmet devrinde çıkarılan "Bursa ikizce Hassı Kanunnamesi" ile düzenlenmiştir. Kanunnamenin tam metni kitabımızın sonunda verilmiştir. Sultan Süleyman tahrirlerine göre köyde, 21 kul (köle) soylu hane 2.643 koyuna bakıyordu. 1908 Yıllığı'na göre köyde 87 hane vardı. Kurtuluş Savaşı sırasında Tirilye, Yahçiftliği, Veledler ve Dereköy Rumları tarafından tamamen yakılmıştır. Kurtuluş Savaşından sonra buradaki Rumlar köyü terk edince yerlerine, 1924 yılında, Yunanistan'ın Langaza kasabalarından gelen göçmenler yerleştirilmiştir. Rumlardan kalma kilise kalıntıları olan köyde, 1927 yılında 466, 1970 yılında 825 (398 erkek, 427 kadın), 1990 yılında 787, 1997'de ise 704 kişi yaşamaktaydı. Kanalizasyonu ve düğün salonu vardır.
İNKAYA İlçenin kuzeydoğusunda ve ilçeye 33 km. uzaklıktadır. 1908 Yıllığı'na göre 65 hane ulunan köyde, 1927 yılında 274, 1970 yılında 563 (255 erkek, 308 kadın), 1990 yılında 282, 1997 yılında ise 261 kişi yaşamaktaydı. Göleti mevcuttur.
İSMETPAŞA (KELESEN) İlçenin güneybatısında ve ilçeye 23 km. uzaklıktadır. Kadı sicilleride adı "Kelesen ve "Kilisan" olarak geçmektedir. Umur Bey'in vakıf köyüdür. Köyün geliri Akçardak'taki mescidine harcanmaktadır. Köyün adı 1920 de İsmetpaşa olarak değiştirilmiştir. Eski bir Rum köyü idi. Kurtuluş Savaşı sonunda Rumlar köyü terk edince, yerlerine 1924 yılında Yunanistan göçmenleri yerleştirilmiştir. XV. yüzyıl kadı sicillerinde "Rum Kelesen" 'den ayrı olarak bir de "Türk Kelesen" adıyla anılan bir köyden söz edilmektedir. Köye 93 göçmenleri de yerleştirilmiştir. Köyde, 1927 yılında 215, 1970 yılında 609 (297 erkek, 312 kadın), 1990 yılında 875, 1997 yılında ise 763 kişi yaşamaktaydı. Köyde, 1814 yılında Kelesenli Hacı Ali'nin yaptırdığı Hacıaliağa Camii vardır. Bu gün harap durumdadır. Köyde, 1880'li yıllarda gelen Bulgaristan göçmenleri ile 1924 yılında gelen Bulgaristan göçmenleri yaşamaktadır. Düğün salonu vardır.
KARAKOCA İlçenin doğusunda ve ilçeye 27 km. uzaklıktadır. Sultan Süleyman'ın 1521 yılı tahrirat defterinde "Karakuvaç" olarak anılan köy bu olmalı. Bir söylentiye göre de, 8 asır önce kayseri'den sürgün gelen bir Rum kadınıyla bir erkeğin buraya yerleşmesiyle kurulmuş ve Karı-Koca adım almış, zamanla bu ad Karakoca'ya dönüşmüştür. Tahrirat defteri kayıtlarına göre köyde, Padişah Haslarında çalıştırılmakta olan 14 hane kul soylu (koyun kafiri). 1.432 koyuna bakmakla görevliydi. Eski bir Rum köyüdür. Köyde, 1487 yılında yapılmış ve bugün harap durumda olan bir kilise vardır. Adı, "Zoodochos Pege" 'dir. Kurtuluş Savaşı sonunda köyü terk eden Rumlar yerine 1926 yılında mübadele muhaciri olarak Yunanistan'ın Langaza yöresinden gelenlerin yerleştirildiği köyde, 1927yılında 508, 1970 yılında 1.557 (728 erkek, 829 kadın), 1990 yılında 1.721, 1997'de ise 2.514 kişi yaşamaktaydı. Kanalizasyonu, ilköğretim okulu, sağlık ocağı, düğün salonu ve futbol sahası mevcuttur.
KARASU İlçenin batısında ve ilçeye 7 km. uzaklıktadır. Bursa Muradiye Türbeleri'nin vakıf köyüdür. Köyde Bizans döneminden kalma kalıntılar vardır. Fatih Sultan Mehmet devrine ait olduğu tahmin edilen "Meğri ve Karasu Tuz Yasaknamesi"nde , Karasuda bulunan tuz yatklarının işletilmesi ile ilgili kurallar açıklanmaktadır. Köyde 214 kişi yaşamaktadır ve yerli köyüdür.
KEDİKAYA (KEDİKÖY) İlçenin kuzeybatısında ve ilçeye 20 km uzaklıktadır. 1908 Yıllığına göre 7 hane olan köyde, 1927 yılında 35, 1970 yılında 100 (54 erkek, 46 kadın), 1990 yılında 190 olan nüfusu 1997 yılında ise 88 düşmüştür.
KEŞLİK İlçenin batısında ve ilçeye 13 km. uzaklıktadır. Köyde Bizans döneminden kalma kalıntılar vardır. 1908 yılında 61 hane bulunan köyde, 1927 yılında 362, 1970 yılında 615 (302 erkek 313 kadın ), 1990 yılında 877 1997 yılında ise 741 kişi yaşamaktaydı. Köyde 1924 yılında Yunanistan dan gelen mübadele göçmenleri yaşamaktadır. İlköğretim okulu ve gölet’i mevcuttur. Kanalizasyonu, Futbol sahası ve Düğün salonu vardır.
KIRANLAR İlçenin kuzey batısında ve ilçeye 10 km. uzaklıktadır. Kadı sicillerinde “Kuranlar” olarak ta anılır. Eski bir köy. 1908 Yıllığına göre 52 hane bulunan köy’ün 1927 yılında 259, 1970 yılında 392 (194 erkek, 198 kadın),1990 yılında 365, 1997 de ise 284 kişi yaşamaktaydı. 1924 yılında Yunanistan dan gelen göçmenlerin yaşadığı bu köyün yakınlarında “Dedebayırı” denilen yerde bir yatır vardır. Köyde, Bizans dönemine ait kalıntılara rastlanmaktadır Futbol sahası vardır.
KULAKPINAR İlçenin kuzeyin de ve ilçeye 11 km. uzaklıktadır. 1908 Yıllığına göre 43 hane bulunan köyde, 1927 yılında 205, 1970 yılında 378(153 erkek,175 kadın), 1990 yılında 350 1997 de ise 286 kişi yaşamaktaydı. Köyde yerlilerin dışında Bulgaristan göçmenleri yaşamaktadır. Kanalizasyon vardır.
KURŞUNLU İlçenin kuzeyinde ve ilçeye 40 km. uzaklıktadır. Yeniköy plajlarına 10 km. uzaklıkta olan bir sayfiye yeridir. Orta Çağdan beri var olan bir yerleşim birimidir. Köyün antik döneminde ki adı “Plakia” ‘dır. Helen dilinde anlamı “Düzlük”’tür. 1521 tarihli Sultan Süleyman tahrirat defterin de yer alan köyde 11 hane kul soylunun oturduğu belirtilmekte. 1908 Yıllığına göre 73 hane bulunan köyde 1940’lı yıllarda, yolu olmadığı için köyü terk eden muhacirlerin etkisiyle 5-6 haneye düşen nüfus, Karadenizlilerin yerleştirilmesiyle 1958 de 45 haneye çıkmıştır. Köyde, 1970 yılında 372(189 erkek,183 kadın), 1990 yılında 981, 1997 yılında ise 678 kişi yaşamaktaydı. H. Demetrios adına yapılmış bir kilise bulunan köyde ayrıca, “Measargos” ile “Polichnion Polychronia” manastırlılarının kalıntıları vardır. Köyde yaşayanların çoğunluğu Artvin yöresinden gelmektedir. İlköğretim okulu mevcuttur.
KÜÇÜKKARAAĞAÇ İlçenin güney batısında ve ilçeye 13 km. uzaklıktadır. Karacabeye bağlı 3 karaağaç köyü vardır. Diğerleri ilçenin doğusundadır. Bizans döneminden kalma kalıntıların bulunduğu köyde 1927 yılında 188, 1970 yılında 433 (212 erkek, 221 kadın),1990 yılında 444, 1997 yılında ise 378 kişi yaşamaktaydı. Köyde bugün Arnavut ve Bulgaristan göçmenleri yaşamaktadır.
MURATLI (KELEMENYE) İlçenin kuzey doğusunda ve ilçeye 40 km. uzaklıktadır. Köyde, 1970 yılında 421(222 erkek,199 kadın),1990 yılında 444, 1997 de ise 315 kişi yaşamaktaydı. Kanalizasyonu ve düğün salonu vardır.
OKÇULAR İlçenin batısın da ve ilçeye 20 km. uzaklıktadır. 1880 yılında 50 hane (227 nüfus) Rumeli göçmeni yerleştirilen köyde 1908 Yıllığına göre 37 hane, 1927 yılında 257, 1970 yılında 277(138 erkek, 141 kadın),1990 yılında 263, 1997 de ise 125 kişi yaşamaktaydı. Köyde 1880’li yıllarda gelenlerle 1924 yılında gelen Yunanistan ve Bulgaristan göçmenleri yaşamaktadır
ORHANİYE İlçenin doğusun da ve ilçeye 34 km. uzaklıktadır 1919 yılında köyde inceleme yapan Nasihat Heyeti raporunda köyün 17 yıl önce kurulduğu yazmakta. Köy, 1902 yılında Bulgaristan göçmenleri tarafından kurulmuştur. Bu tarihte köyde 40-50 hane yaşamaktaymış. 1927 yılında 198, 1970 yılında 218(109 erkek 109 kadın), 1990 yılında 247, 1997 yılında ise 231 kişinin yaşadığı köy kurtuluş savaşı sonucunda Bursa’dan Bandırma yönüne kaçmakta olan Yunanlılarca tamamen yakılmıştır. Köyde eski bir kilise kalıntısı bulunduğuna göre burada Rumların da yaşadığı anlaşılıyor. Köye, 1924 yılında Yunanistan dan gelen mübadele göçmenleri de yerleştirilmiştir. Futbol sahası vardır.
ORTASARIBEY (SARIBEYİSLAM) İlçenin güney batısında ve ilçeye 19 km. uzaklıktadır. Karacabey’e bağlı üç Sarıbey köyünün ortasında olduğu için bu adı almıştır. 1970 yılında 755 (346 erkek, 409 kadın) kişinin yaşadığı köyde, 1990 yılında 755, 1997 yılında ise 623 kişi yaşamaktaydı. Yerli köyüdür. İlköğretim okulu ve futbol sahası vardır.
OVAESEMEN İlçenin güneyinde ve ilçeye 30 km. uzaklıktadır. Bir de ilçenin kuzeyinde “Dağesemen” köyü vardır. Eski adı “Kepekler” olan köyün adı 1908 Yıllığı’nda Ovaisemini olarak geçmektedir. 1927 yılında 336, 1970 yılında 652 (282 erkek, 370 kadın),1990 yılında 581, 1997 yılında ise 470 kişi yaşayan köyde, yerlilerin dışında tatar göçmenleri yaşamaktadır. Düğün salonu vardır.
ÖRENCİK İlçenin kuzey batısında ve ilçeye 19 km. uzaklıkta küçük bir yerleşim birimidir.1880 yılında 26 hane (116 nüfus) Rumeli göçmeni tarafından kurulmuştur. 1908 Yıllığı’na göre 28 tane bulunan köyde, 1927 yılında 146, 1970 yılında 111(57 erkek, 54 kadın), 1990 yılında 190 olan nüfus 1997 yılında 96’ya düşmüştür.
SAZLICA (DÜMBEREZ) İlçenin güneyinde ve ilçeye 20 km uzaklıktadır. 1908 Yıllığı’nda M. Kemalpaşa’ya bağlı olarak gösterilen ve 72 hanenin yaşadığı köyde, 1927 yılında 150, 1970 yılında 540 (252 erkek, 282 kadın) 1990 yılında 485, 1997 yılında ise 410 kişi yaşamaktaydı. Köyün ahalisi, 1880’li yıllarda Romanya’dan gelen Tatar göçmenlerinden oluşmaktadır. Düğün salonu vardır.
SEYRAN İlçenin doğusun da ve ilçeye 20 km. uzaklıktadır. Kurtuluş savaşı sonunda Bursa’dan Bandırma istikametine kaçmakta olan Yunanlılarca kısmen tahrip edilmiştir. Köyde Rumlar da yaşamaktaydı. 1908 Yıllığı’na göre 61 haneli olan köyde, 1927 yılında 224, 1970 yılında 907 (445 erkek, 462 kadın),1990 yılında 876, 1997 de ise 811 kişi yaşamaktaydı. Köyde Bulgaristan göçmenleriyle birlikte 1880’li yıllarda ve 1924’te Yunanistan’ın Langaza Serez yöresinden gelen göçmenler yaşamaktadır. İlköğretim Okulu ve sağlık ocağı mevcuttur.
SUBAŞI İlçenin doğusunda ve ilçeye 26 km. uzaklıktadır Eski belgelerde “Subaşralığı” olarak ta geçer. Beğlik koyunlara bakmakla görevli olan bu köyde, 7 sürü ve 2.370 koyun varmış. 1908 Yıllığı’nda 101 haneli olan köyde, 1927 yılında 472, 1970 yılında 1.229 (613 erkek, 616 kadın), 1990 yılında 1.297, 1997 yılında ise 2.177 kişi yaşamaktaydı. Bir Rum köyü olan Subaşı Kurtuluş Savaşı sonunda kısmen yanmıştır. Savaş sonrası Rumlar köyü terk edince yerlerine, 1924 yılında Yunanistan mübadele göçmenleri yerleştirilmiştir. İlköğretim okulu, sağlık evi ve futbol sahası vardır.
SULTANİYE (KARAYENİ) İlçenin batısında ve ilçeye 27 km. uzaklıktadır. Köyün eski adına bakılırsa bir Rum köyü olmalı. Çünkü, köyde Bizans dönemi kalıntılarına rastlanıyor. Ayrıca Kurtuluş Savaşı sonunda burada yaşayan Rumların köyü terk ettikleri biliniyor. Bunların yerine de, mübadele göçmenleri yerleştirildi. 1880’li yıllarda köye 20 hane (84 nüfus) Mora Yenişehir’den gelen Rumeli göçmeni yerleştirilmiştir. XIX. Yüzyılda M. Kemalpaşa’ya bağlı olan köyde, 1927 yılında 699, 1970 yılında 1.793 (875 erkek, 918 kadın), 1990 yılında 1.646, 1997 yılında ise 2.076 kişi yaşamaktaydı. İlköğretim okulu, düğün salonu ve sağlık ocağı mevcuttur.
ŞAHİNKÖY İlçenin batısında ve ilçeye 3 km. uzaklıktadır. Kurtuluş Savaşı sonunda Bandırma istikametine kaçmakta olan Yunanlılar tarafından yakılmıştır. Köyde 1927 yılında 296, 1970 yılında 432 (199 erkek, 233 kadın), 1990 yılında 434, 1997’de ise 403 kişi yaşamaktaydı.
ŞAHMELEK (ŞAH-MELİK) İlçenin kuzeybatısında ve ilçeye 25 km. uzaklıktadır. 1880 Yıllığı’na göre 39 hane bulunan köyde, 1927 yılında 150, 1970 yılında 157 (79 erkek, 78 kadın), 1990 yılında 168, 1997 yılında ise 104 kişi yaşamaktaydı.
TAŞLIK (ÇALI MAHALLE) İlçenin kuzeyinde ve ilçeye 4 km. uzaklıktadır. 1880 yılında Bulgaristan’dan gelen 25 hane (152 nüfus) 93 Harbi Rumeli göçmeni tarafından kurulmuştur. 1908 Yıllığı’na göre 56 hane bulunan köyde, 1927 yılında 246, 1970 yılında 353 (180 erkek, 173 kadın), 1990 yılında 434, 1997’de ise 401 kişi yaşamaktaydı. Köyde, 1924 yılında Yunanistan göçmenleri de yerleştirilmiştir. Köyde, Yunan askeri tarafından 11 eylül 1922’de şehit edilenlerin anısına yapılmış “Kurtuluş Şehitleri Abidesi” vardır. Futbol sahası vardır.
TAŞPINAR (KEMERBENT) İlçenin doğusunda ve ilçeye 35 km. uzaklıktadır. 1521 tarihli Sultan Süleyman tahrirlerinde “Kemeryon” olarak anılan köyde, yaşamakta olan 19 hane savaş esiri kul soylu (köyün kafiri), 1.448 koyuna bakmaktaydı. “Kemeryent” veya “Kemerbend” olarak ta anılmaktadır. Bir Rum köyü idi. Kurtuluş Savaşı sonunda Rumlar köyü terk edince 1924 te Yunanistan göçmenleri yerleştirildi. 1908 Yıllığı’na göre 96 hane bulunan köyde, 1927 yılında 235, 1970 yılında 357 (180 erkek, 177 kadın), 1990 yılında 351 kişi, 1997’de ise 247 kişi yaşamaktaydı. Köyde Futbol sahası ve Düğün salonu vardır.
TOPHİSAR İlçenin batısında ve ilçeye 15 km. uzaklıktadır. Bursa Muradiye Türbelerinin vakıf köyüdür. Köyde, “Şatır Çavunoğlu Asboğa Zaviyesi” vardı. Eskiden bir hisar bulunan köy yakınlarında dört yapıdan oluşan bir külliye varmış. Bu dört yapıdan ikisi cami ve hamama ait. Köydeki hisarda köfenoğulları “kır serdarı” olarak görevlendirilmiş. Köyde Bizans dönemine ait kalıntılar da var. 1805 yılında Hacı Ali Bey tarafından yaptırılmış olan “Fatma Tutu Camii” ve külliyesi harap bir durumda. 1908 Yıllığı’na göre 38 hane bulunan köyde, 1927 yılında 345, 1970 yılında 1030 (490 erkek, 450 kadın), 1990 yılında 1.164 1997 yılında ise 828 kişi yaşamaktaydı. Köyde Çerkez ve Bulgaristan göçmenleri yaşamaktadır. İlköğretim okulu ve Futbol sahası vardır.
ULUABAT (LOPADİON) İlçenin doğusunda ve ilçeye 12 km. uzaklıktadır. Eski adı Lopadion’dur. 1324 yılında, kendisine ağır kayıplar verdiren Kite Tekfuru (beyi)’nu sığındı.Lopadion kalesi Tekfurundan, köprüyü geçmemek kaydıyla teslim alarak Kite kalesi önünde idam eden Osman Bey, buradaki verimli ovaları, sulak yaylaları görünce “bunların adını Ulu-abad koydum”, demiştir. Lopadion Tekfurunun, Kalesi beyliği üzerine sefer düzenleyen Orhan Kirmasti ve Mihaliç Tekfurlarından sonra bağlılığını bildirmiş, ancak, bundan 6 yıl sonra baş kaldırması üzerine, kale alınarak Osmanlı topraklarına katılmıştır. Kale, Bizans İmparatoru Alexios Komnenos tarafından, Bursa’ya arkadan yapılacak Türk akınlarını durdurabilmek, Ryndakos ovasını Selçuklulara karşı korumak ve göle Türk kayıklarının girişini önlemek üzere yaptırılmıştı. Kalenin giriş kapılarından bazıları ile surların bir kısmı günümüze kadar gelebilmiştir. 1919 yılında köye gelen ve isyancıları tuttukları yoldan vazgeçirmeye çalışan Nasihat Heyeti’nin tespitlerine göre Türk ve 93 harbinden sonra yerleştirilen Çerkezlerin yanında, 10 hane de Rum yaşamaktaydı. Daha önceki yıllarda Rum sayısı daha çok olmalı ki, biraz daha iyi durumda olan ve Mikhael Archestrategos adına 1843’te yapılmış kilisenin dışında, kalıntılarına rastlanmış olan kilise sayısı birden fazladır.XVI. yüzyılda köyü ziyaret eden Gerlach, burada 6 kilisenin varlığından söz etmektedir. Kalıntıları olmasa da, H. Demetrios, H. Georgias, H. Loannes, Chirtos kiliselerinin adına kaynaklarda rastlanmaktadır. Köyde birde 1408 yılında yapılan “Eski Cami” vardır. Yıldırım Camii veya Valide Sultan Camii adlarını da alan bu cami, 1952 yılında büyük onarım görmüş, bu onarım da kuzeyine yeni bir son cemaat yeri eklenmiştir. Caminin yanında eskiden bir han ve bir hamam varmış. Kayıtlarda, köyde bir de Karagözbey tekkesinin varlığından söz ediliyor. 1883 yılında köye gelen C. Texier, Küçük Asya adlı eserinde, “salgın hastalık nedeniyle halkın hemen hemen tamamının köyü terk etmiş olduğunu, Köyde kalanların da ; birkaç Rum ailesiyle terk edilmiş olan bir manastırda yaşayıp bu Hristiyanların dini törenlerini yürüten fakir bir papazdan ibaret olduğunu” yazıyor. 1908 Yıllığı’na göre 131 hane bulunan köyde, 1927 yılında 1.240, 1970 yılında 977 (474 erkek, 503 kadın), 1.990 yılında 1,075, 1997 yılında ise 910 kişi yaşamaktaydı. II. Beyazıd devrinde çıkarılan Bursa İhtisab Kanunnamesi’nde “Ulubat üzümünden” bahsedildiğine göre, köyün etrafı bağlık olmalıydı. İlköğretim okulu ve Futbol sahası vardır.
YARIŞ İlçenin kuzeyinde ve ilçeye 12 km. uzaklıktadır. 1880’li yıllarda, Bulgaristan’dan gelen 40 hane (177 nüfus) 93 Harbi Rumeli göçmeni yerleştirilmiştir. 1908 Yıllığı’na göre 39 haneli köyde, 1927 yılında 135, 1970 yılında 251 (128 erkek, 123 kadın), 1990 yılında 259, 1997 yılında ise 243 kişi yaşamaktaydı. Köyde yerliler de vardır.
YENİKARAAĞAÇ (ÇORAPÇI) İlçenin doğusunda ve ilçeye 31 km. uzaklıktadır. Köyde, 1970 yılında 1.008, 1990 yılında 1.212, 1997’de ise 1867 kişi yaşamaktaydı. 1880’li yıllarda 93 harbi göçmeni olarak Bulgaristan ve Yunanistan’dan gelenler ile Arnavutların yaşadığı, erkeklerin de elde yün çorap örerek geçimlerini sağladığı Çorapçı Köyünde, DSİ kanaletlerini açılmasıyla halk tarıma yönelmiştir. Sağlık ocağı ve futbol sahası vardır. 1927 yılında, Selanik’in Drama ilçesinden gelenler tarafından kuruldu. Kara yoluyla Trakya üzerinden Türkiye’ye gelen Dramalılar, beraberinde hayvanlarını da getirdiler. Bir gelenek daha geldi onlarla birlikte Yenikaraağaç’a Erkeklerin kadınlarla birlikte elde çorap örmesi… Gündüzleri kahve köşelerinde, akşamları gittikleri komşu evinde ellerinden yün ipini şişlerini bırakmadı erkekler. Konuşurken , söyleşirken elleri de alın teri, göz nuru birbirinden güzel çoraplar çıkıyordu ortaya. İzmirli İstanbullu tüccarlar alıyordu kış aylarının soğuğunu ayaklarda hissettirmeyen bu nadide çorapları. Ekmek kapısı olmuştu köylerine, tarladan verim alamadıkları yıllarda. Ekip biçtikleri tarlalar verimsizdi, ama konuşurken ördükleri yün çorapların satışıyla ceplerine para girebiliyordu. İşte, Yenikaraağaç Köyü’ndeki erkeklerin çorap örme öyküsü böyle bir ortamın ürünü, geleneklerini terk etmeyeceklerini, en azından kış aylarında kahvede otururken, zevkle çorap örmeye devam edeceklerini söylüyorlar
YENİ SARIBEY (SARIBEY CEDİD KOKANA) İlçenin güney batısında ilçeye 20 km. uzaklıktadır. Eski bir Rum köyü idi. Kurtuluş Savaşından sonra köyü terk eden Rumların yerine, 1924 yılında, Yunanistan’ın Mora-Yenişehir’inden gelen ğöçmenler yerleştirilmiştir.1927 yılında 271, 1970 yılında 496 (237 erkek, 259 kadın), 1990 yılında 561, 1997 yılında ise 523 kişi yaşamaktaydı. Düğün salonu vardır.
YEŞİLDERE (KEÇİLER) İlçenin batısında ve ilçeye 19 km. uzaklıktadır. Kayıtlarda, “Keçiler”, “Keçidere” ve “Geçilir” olarak ta anılmaktadır. Köy statüsünden çiftlik statüsüne dönüştürüldüğü yıllarda II. Abdülhamid’in mülkleri arasında 1908 Yıllığı’nda 87 hane olduğu bildirilen köyde 1927 yılında 304, 1970 yılında 388 (191 erkek, 197 kadın), 1990 yılında 395, 1997 yılında ise 218 kişi yaşamaktaydı. Köyde, 1880’li yıllarda gelen 93 harbi Bulgaristan göçmenleri ile 1924 yılında gelen Yunanistan göçmenleri yaşamaktadır.
YOLAĞZI (DÜMBE) İlçenin güneyinde ve ilçeye 14 km.dir. 1908 yılında 31 hanenin yaşadığı köyde, 1927 yılında 433, 1970 yılında 895 (426 erkek, 469 kadın), 1990 yılında ise 954 kişi yaşamaktaydı. Köye, 93 harbi göçmenlerinden Çerkezler ile, 1950’li yıllarda gelen Bulgaristan göçmenleri yerleştirilmiştir. Düğün Salonu vardır. Ayrıntılı bilgi için http://yolagzikoyu.tripod.com/ adresini tıklayınız.

Tarihte İz Bırakan Karacabeyliler
 

Dayı Karacabey: Fatih Sultan Mehmet'in en güvenilir ve cesur komutanlarındandır. İlçeye adı verilen bu değerli Osmanlı Komutanı savaş taktikleriyle öne çıkmıştır. Silivri ve Kumburgaz'ı fethetmiş, Bursa ve İstanbul'da çarşı ve hanlar yaptırmıştır.Ölümünden sonra ilçeye getirilerek, kendi yaptırdığı imaret ve caminin avlusuna defnedilmiştir.
Uluabatlı Hasan: İstanbul'un fethi sırasında surların üzerine ilk çıkan Türk askeri (Ölümü 1453). Osmanlı ordusu, Fatih Sultan Mehmed kumandasında 6 Nisan 1453 Cuma günü İstanbul'u kuşattı. 29 Mayıs Salı günü sabaha karşı son saldırı yapıldı. Yeniçeriler arasında iri yarı, Uluabatlı Hasan adlı bir asker surlara tırmanmağa başladı. Bir elinde palası, öteki eliyle kalkanını başının üstünde tutarak İstanbul'un Aya Romanos Kapısı surlarının üstüne çıktı ve sancağı burçta dalgalandırdı. Onunla birlikte otuz kadar yeniçeri de sura tırmandı. Uluabatlı Hasan, yaralanmasına rağmen arkadaşlarının sura çıkmalarına yardım etti. Ayağı taşa takılarak surdan aşağıya düştü. Yukarıdan atılan oklarla şehit edildi. Askerler, açılan gediklerden içeri girerek şehri ele geçirdiler.
BaşhekimHasanEfendi: Osmanlı Devleti'nde 1692-1693 yıllarında başhekimlik görevinde bulundu.
Hızır Dede (Çoban Şeyh): Asıl adı Mehmet'tir. Kendini dine adayan Çoban Şeyh, ayakları kötürüm olunca Bursa'ya göçer. Burada tasavvuf çalışmalarını sürdürür ve ünlü evliyalardan Üftade'yi, henüz 10 yaşındayken yanına mürit alır ve yetiştirir. Keramet sahibi bir Anadolu evliyası olarak anılır.
Mehmet Tefık GERÇEKER (1898-1982): Mustafa Fehmi'nin oğludur. Danıştay 9. dönem başkanlığı, Anayasa Mahkemesi başkan vekilliği ve Diyanet İşleri Başkanlığı görevlerinde bulundu.
Hurşit Efe: Yunanlılar'ın Karacabey'deki zulmüne tepki gösteren Danişment köylüsü Efe, giderek büyüyen çetesiyle, kaçan Yunanlılar'a büyük kayıplar verdirdi.
Dinarlı Yusuf Hüseyin Pehlivan: Dinar göçmeni olarak Karacabey'e yerleşti. ABD'de başarılı güreşleriyle adını duyurdu.
Dinarlı Mehmet Pehlivan: Yusuf Hüseyin'in oğludur. Paris'te birçok rakibinin sırtını mindere yapıştırarak ün kazandı.
Hayati (Ün) Pehlivan (1913-1969): İlçenin Kıranlar Köyü'ndendir. İlk kez 1937'de gittiği Kırkpınar yağlı güreşlerinde, 1938 yılında başaltını kazandı. 1939-1942 yıllarında sürekli başpehlivanlık finalinde güreşen Karacabey'in güçlü delikanlısı, karşısında her defasında Kırkpınar' ın en fazla başpehlivanlığını kazanan Tekirdağlı Hüseyin Pehlivan'ı buldu.
Divan Şairi Haydar Bey: Osmanlı Dönemi Karacabeyli divan şairidir. Ticaret Mahkemesi hakimi olup, asıl adı Ali Haydar' dır.
Divan Şairi Meyir Çelebi: 17. yüzyıl Karacabeyli divan şairlerindendir.
Divan Şairi Mustafa Efendi: O da, 17. yüzyılda yaşamış, Karacabeyli bir divan şairidir.
Mehmet Efendi: Gökbilimci. 18.yüzyılın ilk yarısında yaşayan Karacabeyli bilim adamıdır.
Şeref Çakar: İstanbul Belediyesi'nden şube müdürü olarak emekli olan Çakar, 40 yıldır görev aldığı Emin Ongan Üsküdar Musiki Cemiyeti'nin başkanlığını yürütmektedir. Ayrıca, bu saygın müzik kuruluşunun koro şefi ve hocasıdır.
Hayrettin Karaca: TEMA Vakfı'nın kurucusu. Dedesi Canbolu Camii imamı, babası seyyar manifaturacıydı. Aile İstanbul'a taşınır ve tekstil işine girer. Dünyaca ünlü triko ürünleri ve soyadları "Karaca" adını taşımaktadır.
Turhan Özek (1973-1990): TRT Ankara radyosunda 26 yıl süreyle ses sanatçısı görev yaptı.
Zeki Sargın: Günümüzün sevilen ses sanatçılarından olup, ilçenin Tophisar Köyü'ndendir.

 

 

       

Eski Belediye Başkanları Ve Eski Kaymakamlar

 

Eski Kaymakamlar

ADI SOYADI GÖREVE BAŞLAMA GÖREVDEN AYRILMA

Tevfik Nevzat Bey

1919 1920

Hilmi Fahri Bey

1922  

Sadullah KOLOĞLU

1931  

Remzi ÖZKAN

13.03.1934 22.08.1940

H.Şerif SEÇKİN

19.09.1940 08.08.1944

Halit GÖKKAYNAK

08.09.1944 17.08.1946

Fevzi TAŞKAŞ

03.10.1946 02.09.1949

Ekrem KOLLAR

07.10.1949 25.02.1950

Feridun SİPAHİOĞLU

13.03.1950 05.07.1950

Ziya KASNAKOĞLU

31.07.1950 11.05.1951

Kazım GÜREL

31.05.1951 03.11.1952

Arif DAYANÇ

30.05.19.. 02.10.1953

Kaşif ÜNAL

26.10.1953 15.03.1955

Osman HEPDOĞAN

20.05.1955 12.05.1958

Halit TOKULLUGİL

11.07.1958 28.07.1960

Dündar KARASAR

29.07.1960 13.11.1962

Mehmet İZGİ

13.12.1962 06.09.1964

Süreyya ŞEHİTOĞLU

09.09.1964 20.02.1966

Adnan KIZILDAĞLI

21.02.1966 19.10.1970

E.Fahri ÇABAR

02.11.1970 04.08.1972

Halis TEKİN

17.08.1972 23.01.1975

T.Fikret SAYGILI

30.12.1975 21.07.1978

Cemal ERYAVUZ

27.11.1978 18.09.1979

Nizamettin GÜVEN

18.09.1979 06.03.1980

Naim TAŞDELEN

25.06.1980 02.10.1984

Arslan ÖZBEY

01.11.1984 30.09.1985

Osman UNCU

02.10.1985 31.08.1990

M.Zeki ÖZKAN

10.09.1990 09.09.1991

Mehmet DEMİR

18.09.1991 20.09.1993

Fuat ARSLAN

11.10.1993 06.09.1995

Süleyman TOMAS

20.09.1995 04.09.1997

Hasan DURUER

22.09.1997 09.10.2000

Ahmet KURT

24.10.2000 05.06.2002

Mevlüt KURBAN

17.10.2002 25.09.2004

Mehmet KURT

27.09.2004 20.01.2006

Halis ARSLAN

24.01.2006 21.05.2006

Dursun BALABAN

22.05.2006 2012

Ahmet YURTSEVEN

2012  
     

                 

Karacabey Belediye Başkanları      

1

ŞERAFETTİN BEY

1923-1926

2

İSMOZADE MEHMET

1926-1929

3

AHMET MUHTAR BEY

1929-1933

4

BNB. İBRAHİM BEY

1933-1939

5

HÜSNÜ EKEN

1939-1942

6

NEŞET TORUN

1942-1950

7

MUSTAFA KIRIMLI

1950-1957

8

HASAN ÜNALDI

1957-1960

9

DÜNDAR KARAŞAR

1960-1961 (Atama)

10

MEHMET İZGİ

1961-1963 (Atama)

11

HÜSEYİN ORUÇ

1963-1973, 1976-1977

12

ŞÜKRAN YEMİŞÇİOĞLU

1973-1976

13

MUHİTTİN TÜYDEŞ

1977-1980

14

AHMET BİNGÜL

1980-1983 (Atama)

15

ALİ RIZA GÜNDÜZ

1983-1984 (Atama)

16

FUAT MERT

1984-1988

17

ABDULLAH ESGİN

1988-1989 (Atama)

18

A. HAYRİ DÖRTER

1989-1994

19

EROL ONUR

1994-2004

20

ERGÜN KOÇ

2004-2009, 2009-2014

21

ALİ ÖZKAN

2004-2009, 2009-2014

 

                     

Karacabey Denince Akla Gelenler

 

Ayı Barınağı 1994 yılında sokaklarda oynatılan ayıların toplatılması için başlatılan “Libearty- Türk Ayı Projesi” 1996 yılında Karacabey-Ovakorusu sahasında 4.5 ha.lık alanda ayılar koruma altına alınmıştır. Mevcut alana 5 Ha yeni arazi eklenerek büyütülmektedir. Projeye Alman Pro-Animale kurumu sponsor olarak katılmıştır. Ayı barınağında halen 57 ayı bulunmaktadır. Yurdun dört köşesinden getirilerek, Karacabey'deki barınaklarında özgürlüklerine kavuşan "oyuncu ayılar" ülke dışındaki hayvanları koruma derneklerinin desteğine sahip. Karacabey ve Bandırma yöresindeki kuruluşların gıda yardımları gönderdiği ayı barınağı kendi alanında dünyada en iyi sonuç veren proje olarak gösteriliyor. Karacabey'e bağlı Yeniköy'de Dünya Hayvanları Koruma Derneği'nin desteğiyle oluşturulan doğal barınaklar, sokaklarda dolaştırılan, eziyet çektirilen ayılara özgür bir dünya sundu. 1993 yılında hazırlanan rehabilitasyon projesi çerçevesinde doğal yaşama hazırlanan dansçı ayılar, yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgisini çekiyor. Merkezi İngiltere'te bulunan Dünya Hayvanları Koruma Derneği'nin (SPA) maddi desteği ve Orman Bakanlığı ile Uludağ Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi'nin işbirliği sayesinde 'dansçı ayıları' korumak amacıyla Yeniköy'de doğal barınak kurdu. 1993 yılında başlatılan rehabilitasyon projesi çerçevesinde, Uludağ Üniversite'sinde doğal yaşama hazırlanan dansçı ayılar, daha sonra Yeniköy'deki doğal barınaklarına nakledildi, îlk anda 16 adet ayının salındığı barınakta, bugün 50 civarındaki ayılar yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgisini çekmekte. Yeniköy istikametine gelenlerin uğramadan geçemediği ayı barınağının amacına ulaştığını belirten üniversite yetkilileri, SPA'nın maddi desteğini çekmesinin ardından, Almanya'daki hayvanları koruma derneklerinin desteği alınarak sokaklarda oynatılarak eziyet çektirilen dansçı ayıların Yeniköy'deki barınak sayesinde özgürlüklerine kavuşmaları sağlandı. Böylece, dünya çapında başlatılan "dansçı ayılara özgürlük" Yeniköy'de noktalanarak, tonlarca yiyecekle beslenen dansçı ayılara ziyaretçilerin gözleri önünde 'özgür bir dünya' sunuldu. Dansçı ayıların Yeniköy'deki barınaklarında kış uykusuna yatma isteklerinin azaldığı gözlenmiştir. Konuyla ilgili görüşlerini aldığımız yetkililer, kış uykusunun söz konusu olması için iklimin oldukça soğuk olması gerektiğini vurguluyorlar. Ilıman iklime sahip Yeniköy'de, ayıların ancak karlı hava koşullarında kış uykusuna yatabildiğim söyleyen yetkililer, çok soğuk günlerde ayıların bu özellikleri nedeniyle barınağa uğramadıklarım belirtiyorlar. Yurdun her yanında barınağa getirilen dansçı ayıların çoğalmalarını engellemek için burada kısırlaştırıldıkları açıkladı. Etlik piliç fabrikalarının artıklarıyla, yöre esnafı ve halkın yiyecek yardımıyla beslenen oyuncu ayılar, gün geçtikçe ziyaretçi sayısında artış sağladılar. SPA, maddi desteğini çekmesine karşın, iletişimini sürdürmekte ve şu gerçeğin altını çizmektedir: "Dünyanın birkaç yerinde, örneğin İtalya ve Yunanistan'da bu program uygulandı. Ancak içlerinde en verimli ve üstün başarı elde edileni Yeniköy'deki proje oldu.
Karacabey Harası Tigem (Karacabey Tarım İşletmesi Müdürlüğü) Türkiye'nin en köklü ve büyük Tarım İşletmelerinden olan Karacabey Tarım İşletmesi Müdürlüğü, eski adıyla "Karacabey Harası", Bursa-İzmir karayolunun 78. kilometresinde Karacabey ve Mustafakemalpaşa ilçe merkezleri arasındadır. İşletmenin kuruluşu Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş yılları ile aynı olup, 1300 yıllarında Sultan Orhan Gazi'ye Kayınpederi Köse Mihal tarafından çeyiz olarak verilen arazi işletmenin nüvesini teşkil etmiştir. Böylelikle oluşan saltanat hasına Murat Hüdavendigar döneminde (salt. 1362-1389) "Gerdeme", Mahmut II. döneminde (salt. 1808-1839) "Kayseri" ve "Kabaağaç", Abdülaziz döneminde (salt. 1861 1876) "Çörekli" ve "Haremağılı", Abdülhamit II. döneminde (salt. 1876-1909) de "Gönü", "Çeribaşı" ve "Melde" çiftlikleri beklenmiştir. Böylelikle birleştirilen Tarım toprakları 1881 yılında bir padişah fermanı ile, ülkenin çeşitli yerlerinde oluşturulan "Çiflikat-ı Hümayun" (padişah veya saray [devlet] çiftlikleri) kapsamında ve "Hamidiye Çiftlikat-ı Hümayunu" adıyla işletilmeye başlanmıştır. Çiftlikat-ı Hümayun kapsamındaki çiftlikler ve bu arada Karacabey çiftliği, saltanatın kaldırılmasından sonra 1924 yılında Hazine'ye devredilmiş ve Ziraat Vekaleti'ne bağlanmıştır. Daha sonra 29 Mayıs 1926 tarihinde T.B.M.M'ce kabul edilen 867 sayılı yasa gereğince yeniden örgütlenmiş ve adı "Karacabey Harası" na dönüştürülmüştür. 1929'da "Poyrazbahçe Çiftliği" de kamulaştırılarak hara arazisine katılmış, böylelikle işletmenin büyüklüğü 87.442 dekara ulaşmıştır. 20 Mayıs 1983 tarihinde 60 sayılı Kanun Hükmünde Kararname gereği Hara,inekhaneler ve Devlet Üretme Çiftlikleri bir çatı altında toplanarak Kamu İktisadi Kuruluşu statüsünde Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü oluşturulmuş, İşletme de bu Genel Müdürlüğe bağlı Karacabey Tarım İşletmesi Müdürlüğü adı ile görev sahası genişletilerek yüksek verimli damızlık üretimi yanında bölge çiftçilerinin ihtiyacı olan kaliteli ve yüksek verimli tohumluk üretimi görevin! yüklenerek çalışmalarına devam etmektedir. İşletmenin Kuruluş Amacı ve Görevleri İlk kuruluş yıllarında ordunun at ve Sarayın hayvansal ürün ihtiyacını karşılamak amacı ile çalışmalarını sürdüren İşletme 1926 yılında çıkarılan 867 sayılı kanunla Karacabey harası adı ile ziraat vekaletine verilerek bölge ve Türkiye hayvancılığının ıslahı ve safkan Arap atı yetiştiriciliği yönünde başarılı çalışmalar yapmıştır. 1983 yılında TİGEM çatısı altına alınan işletme, damızlık hayvan yetiştirip üreticiye dağıtma yanında bölge şartlarına uygun hububat, Ayçiçeği, Mısır, Yem Bitkileri tohumculuğu yetiştiriciliği ve çiftçiye intikal görevini üstlenerek çalışma konularını genişletmiştir. Karacabey Tarım İşletmesi Müdürlüğü'nün Türk Tarımı ve Ekonomisine Katkıları Cumhuriyetin ilk yıllarında Karacabey Harası adı ile faaliyetlerine başlayan İşletme bölge ve Türkiye hayvancılıgının ıslahı ve Safkan Türk Arap atı yetiştiriciliği yönünde başarılı çalışmalar yapmıştır, İşletme kuruluş yıllarında Türkiye de ilk defa hayvan ıslahında sun'i tohumlama çalışmalarına başlamış bu çalışmaların Türkiye çapında yaygınlaşmasına önderlik yapmıştır. İşletme kuruluş yıllarında Avusturya Macaristan'dan getirdiği Esmer sığır ırkı ile yerli boz ırkı melezleyerek Türkiye hayvancılığına, bölge ülke şartlanna daha iyi adapte olan kombine Karacabey Esmeri sığır ırkını kazandırmıştır. Koyunculuk ıslahı çalışmalarında Alman Elçi Merinosu ile Yerli Kıvırcık ırkı melezleyerek Karacabey Merinosu (Türk Merinosu) koyun ırkı elde edilerek yetiştiricilere dağıtılmıştır. İşletmenin bitkisel üretime dönük Tarla Tarımı ve Çayır Mera şubelerinde hayvansal üretim için gerekli olan çayır otu, yonca ve silajlık mısır üretimi yapılmaktadır. İşletme TÎGEM'e intikal ettikten sonra hayvancılık çalışmaları yanında çevre ve bölge şartlarına uygun orjinal. kademeli Hububat mısır, ayçiçeği ve yem bitkileri tohumluğu yetiştirerek ülke çiftçisinin hizmetine sunmaya başlamıştır, işletme bu çalışmaları safkan Türk Arap atı ve dejenere olarak başlayan Türk çoban köpeği kangal (karabaş) ve karbeyaz (akbaş) çoban köpeklerine seleksiyona tabi tutarak ırk özelliklerinin muhafazası ve ihtiyaç sahiplerine intikali görevlerini de yürütmektedir. İşletme tohumculuk ve damızlık hayvan yetiştirme ve dağıtımı faaliyetleri esnasında yılda ortalama 5000 ton civarında çeşitli kademede buğday tohumluğu, 50 ton civarında ayçiçeği tohumluğu, 2000 ton hibrit mısır tohumluğu, 60 ton fiğ tohumluğu, ortalama 300 baş sığır, 500 baş damızlık koyun ülke çiftçisinin ihtiyacına sunulurken yılda ortalama 300 baş safkan Türk çoban köpeği ve 100 baş Türk Arap atı damızlık olarak yetiştiricilere sunulmaktadır. İşletme yetiştiricilik faaliyetlerini yürütürken çalıştırdığı işçi ve memur olmak üzere yaklaşık 300 aileye direkt, en az 300 aileye endirekt olarak iş imkanı sağlarken 2003 yılında ülke ekonomisine 21.972.746.024.889 TL. lik bir gelir sağlamış ve 2.025.879.904.756 TL. kar etmiştir.
Yarış Atları Türkiye Jokey Kulübü Karacabey Pansiyon Harası Resmi açılışı 01 Mart 2001 tarihinde yapılan TJK Karacabey Pansiyon Harası, Türkiye Jokey Kulübü bünyesinde hizmet veren Türkiye’nin en büyük ve tek safkan ingiliz cinsi yarışatı yetiştiren daimi pansiyoner Harası’dır. Atlar, boks adı verilen ve yaklaşık 12 m2 genişliğindeki localarda kalırken, 50 bokstan oluşan yapı Tavla olarak adlandırılmaktadır. Hara’da 13 tanesi 50’lik, 1 tanesi 93’lük ve 1 tanesi de 97’lik olmak üzere toplam 790 adet kısrak boksu mevcuttur. Bununla birlikte, 4 tavladan oluşan 16 boksluk aygır kompleksinin yanısıra 10 boksluk karantina tavlası da mevcuttur. Yaklaşık 5000 dönüm arazi üzerine konuşlandırılan Karacabey Pansiyon Harası’ndaki atlar “padok” ismi verilen etrafı demir borularla sınırlı otlak alanlara çıkarılmaktadır. 3608 dönümlük padok alanı ile Karacabey Pansiyon Harası en büyük padok alanına sahip haradır. Aygırlar hariç Haradaki tüm atlar, Mayıs-Kasım ayları arasındaki 6 aylık yaz dönemde yaklaşık 17 saat (gece dahil) nöbetçi seyislerin nezaretinde padoklara çıkarılırken, Kasım-Mayıs arasındaki diğer 6 aylık kış döneminde 17 saat bokslarında, 7 saat ise dışarıda padoklara tutulurlar. Bunun yanısıra, taylarından ayrılarak sütten kesilen kısraklarla, o sene gebe kalmayı başaramamış kısraklar kendilerine tahsis edilen padoklarda Ekim ayının sonlarına kadar 24 saat esası üzerinden kalırlar. Bu süre zarfında kısrakların yemleri padok içine dizilmiş lastik yemlere konmak suretiyle verilir. Kısraklar günde 2 kez ilgili seyisler, 1 kez de ilgili veteriner hekimler tarafından padokta kontrol edilirler. 9 veteriner hekim, 8 veteriner teknikeri, 1 yabancı hara danışmanı, 1 Türk hara danışmanı, 1 ziraat mühendisi, 130 seyis ve 54 kişiden oluşan idari işler, teknik personel ve güvenlik birimiyle beraber toplam 204 kişi 3 vardiya üzerinden görev yapmaktadır. TJK’nın tüm Hara ve Aşım istasyonlarında olduğu gibi Karacabey Pansiyon Hara’da da Aşım Sezonu her yıl Şubat ayının 15’inde başlayıp, Haziran ayının 30’una kadar devam eder. 2006 Aşım Sezonunda Haramızda bulunan Always A Classic, Barnato, Common Grounds, River Special, Royal Abjar, Sri Pekan, Strike The Gold ve My Volga Boatman isimli aygırlarımıza toplam 445 adet kısrağın sahipleri tarafından aşım müracaatı yapılmış olup, kontenjanı açık olan My Volga Boatman ve Common Grounds isimli aygırlarımıza yapılacak müracaatlar halen devam etmektedir. 2006 Aşım sezonunda aygırlarımız için belirlenen sıfat ücretleri şöyledir. Always A Classic 6000 YTL Barnato 1500 YTL Common Grounds 6000 YTL River Special 2500 YTL Royal Abjar 3500 YTL Sri Pekan 6000 YTL Strike The Gold 3500 YTL My Volga Boatman 250 YTL Palpasyon (rektal muayene-kısrak folikül büyümesinin takibi) ve gebelik muayeneleri ve ikizliklerden birinin patlatılarak diğerinin gelişimine imkan verilmesi, sezeryen, kolik (barsak düğümlenmesi), periosteal strip (kemiklerin büyüme plaklarındaki dengesiz gelişimin giderilmesi), hernia (fıtık) ve eklem yıkama gibi önceki senelerde yabancı veteriner hekimlerin danışmanlığında başarılabilen tüm tıbbı tedaviler 9 Türk veteriner hekimi tarafından başarıyla uygulanmaktadır. Haramızda 2 değişik statüde kısrak bulunmaktadır. Bunlardan biri “Daimi Kısraklar”, diğeri de “Misafir Kısraklar”dır. Misafir statüsündeki kısraklar gebeliklerinin teyit edildiği 45.güne kadar Haramızda ikamet edip, takip eden 10 gün içerisinde sahipleri tarafından Haramızdan alınmaktadırlar. Daimi kısraklar ise, atsahibi başka haradaki bir aygırı tercih etmediği sürece Karacabey Pansiyon Harası’ndan ayrılmamakta ve reprodaktif yönden 2 sene üst üste tersi bir husus görülmedikçe 20 yaşını dolduruncaya kadar kalabilmektedirler. Kısrağın kendisi veya yavrularından herhangi biri (G1), (G2) veya (G3) diye tanımlanan Açık Koşuları kazanmışlarsa o zaman yönetmelikler gereği sözkonusu kısrakların haramızdaki kalış süreleri uzatılmaktadır. Haramızda daimi statüde bulunan kısrakların doğurdukları taylar (foaller) da otomatik olarak daimi statüye sahip olurlar. Taylar yaklaşık 6 ay olduklarında sütten kesilirler (wean). Sütten kesilen annesinden ayrılmış ve bir yaşını doldurmamış taylar weanling olarak adlandırılır. Kısraklar taylarının yanından alınarak, günün 24 saati kalacakları padoklara götürülürken, tüm weanlingler aynı tavlada herbiri için ayrı olarak tahsis edilmiş bokslarda ikamet etmeye başlarlar. Oldukça sosyal bir canlı olan atlar, bir gruba ait olma-grupla beraber yaşama içgüdülerini evcilleşmelerine rağmen jenerasyonlar boyunca muhafaza etmişlerdir. Sütten kesilmelerinin ardından ilk kez birarada padoklara salındığı günden başlayarak kendi hiyerarşilerini ve sosyal düzenlerini kurmaya başlarlar. Baskın (Dominant) karakterdekiler grup içinde daha aktif gözükürken, çekinik (submissive) karakterdekiler grup hareketlerinde kendilerini biraz daha geri plana çekerler. Ancak, genel grup hiyerarşisinin yanısıra kendi aralarında da kompleks ikili bir hiyerarşiye de sahiptirler. Weanlingler (annelerinden ayrılmış ancak 1yaşına girmemiş taylar) arpa, yulaf, kıyılmış yonca, soya, mısır, yağ ve vitamin katkı maddelerinden oluşan belli bir rasyonda birleştirilen karışım yemi yerler. Bu rasyon içindeki protein, enerji, Ca-P (Kalsiyum/Fosfor dengesi) ve diğer mineral ve vitaminler tayın gereksinimlerini karşılayacak niteliktedir. Gelişimlerini yakından takip edebilmek için tüm taylar Haramızı terk ettikleri güne kadar her 15 günde bir tartılmakta, ayda bir kez tırnak ve ayak bakımları yapılmakta ve bu değerlerlerdeki varyasyonlar yakından izlenmektedir. Weanlingler, yeni gelen sene ile birlikte 1 yaşlarını doldururlar ve artık YEARLİNG olarak adlandırılmaya başlarlar. Weanlinglere uygulanan prosedür aynen yearlingler için de geçerlidir. Yearlingler, yaklaşık 20-23 aylık olduklarında atsahipleri tarafından Haramızdan alınanarak idman edilmek üzere hipodromlara getirilirler. İlk doğduğu gün 50 kilo civarında küçük, savunmasız ve tamamen annesine bağımlı olan tay, 2 yaşına girmesinin arifesinde, güçlü, kendine güvenen, ergin ağırlığın %90’ına ulaşmış yaklaşık 450 kiloluk yarışatı olarak Karacabey Pansiyon Harası’nı terk eder.
KARACABEY SOĞANI Türkiye'nin Ekonominin temellerini tarımsal ürünlerin oluşturduğu Karacabey'de, verimli topraklardan bereket fışkırır. Son yıllarda modern tarım tekniklerini de üretim faaliyetleri arasına katan yöre çiftçisi, büyük çaptaki soğan üretimi nedeniyle de ‘soğan ambarı' unvanı almasını sağlamıştır. Karacabey denilince akla ilk gelen, ünlü ovasında yapılan tarım etkinliğidir. Tarımsal üretimiyle ülkemizin önde gelen bölgesi olan Karacabey Ovası'nda, 66.366 hektarlık arazide çoğunlukla tarla bitkileri yetiştiriciliği yapılmaktadır. Türkiye'nin soğan ambarı olarak bilinen Karacabey'in yerli cins soğanları, acılığının yemek pişirme sırasında eriyip, kaybolması nedeniyle ev hanımlarının en çok aradığı bir soğan türüdür. Soğan içerdiği vitaminler yanında mineral maddeler ve diğer besleyici maddelerle zenginliği, bu mükemmel kültür sebzesinin üretim ve tüketiminin her geçen gün artmasına neden olmaktadır. Soğan iklim isteği yönünden seçicidir. Gün uzunluğu ve sıcaklık, soğan yetiştirmeyi sınırlayan iki önemli unsurdur. Bitkinin erken gelişme döneminde serin havaya ihtiyaç vardır. Fakat baş bağlama ve başın büyümesi için havanın sıcak olması gerekir. Soğan, besin değeri yeterli, hafif bünyeli topraklarda başlayarak tınlı ve nihayet pek ağır olmamak şartı ile hafif killi topraklarda da yetiştirilebilir. Soğan tarımına en uygun topraklar gevşek yapıda yeterli miktarda su tutabilen, Kök sisteminin yayıldığı sahalar serin, humuslu ve kolayca işlenebilen verimli topraklardır. Soğan yetiştirilecek arazide eğer önceden baklagillerden birinin tarımı yapılmışsa, arazide soğandan gayet iyi verim alınır. Soğanın aynı yere arka arkaya kesinlikle ekilmemesi ve ancak en az üç yılı bir aynı yere soğan ekilmesi tavsiye olunur. Soğanın çeşit ayrımında önemli rol oynayan şekil faktörü bakımından dünya pazarında en fazla arananlar yuvarlak ve yakın şekilli olanlardır. Tohumluk yetiştirme ve bakım şartları elverişli olmak şartıyla çeşitlerin iriliğine göre dekardan 750 - 3000 kg. arasında ürün alınabilir.
Longoz ormanları Karadağ'ın Yeniköy'e uzanan bölümde ayrıca Longoz ormanı dikkati çekmektedir. Longoz ormanlarında karaağaç, söğüt, dişbudak ve kızılağaç çeşitlerinin yanı sıra halen yaban atlarının bu güzel ortamda yaşam bulduğu saptanmıştır. Bölgede Akdeniz bitki örtüsüne sahip maki florası bulunur. Türkiye'de ve dünyada eşine az rastlanır türdeki Longoz ormanlarında bulunan ağaçlara sarmaşıklar ve nilüfer çiçekleri eşsiz bir güzellik katar. Bu bölgede yer alan poyraz ve dalyan göllerinde bol miktarda turna, sazan, yılan balığı ve kefal yaşar. Su kuşlarının üreme ve barınak sahası olan bu göllerde su ve kara(ördek) avcılığı yapabilmektedir. Ancak orman sahası kara avcılığına kapalıdır. Longoz ormanlarının karşısında Ovakoru mevkiinde ise sülün üreme istasyonu mevcut olup, 10 hektarlık bir alanda, yılda 5 bin adet sülün yetiştirilip, doğal yaşama başlamaları için Akdeniz, Ege, Karadeniz, bölgelerindeki ormanlara . gönderilmektedir. Aynı bölgedeki dansçı ayı barınağında ise, meydanlarda oynatılarak sırtlarından para kazanılan birçok ayı kendilerine uzatılan yardımlarla özgürce barındıkları doğal yaşam ortamı bulmuşlardır. Bir zamanlar dünyada nesli tükenmekte olan yaban mandaların da bulunduğu bu bölge, halen kaliteli kaynak suları ile şu anda alabalık üretimi yapan çiftliklere ev sahipliği yapmaktadır. Gerek Karadağ ormanları, gerekse Susurluk ırmağının Kocadere kolu bölgede yeni spor dallarının müjdecisi olarak insanoğluna tekrar kucak açmaya hazırlanıyor. Keşfedilmeyi bekleyen ormanın derinlikleri, sahip oldukları yollarla doğal güzelliklerinin kapısını aralarken, dağ sporu ve yürüyüş meraklılarına 'geç kalmayın' çağrısı yapıyor. Geniş dere yatakları, az dönemeçli düzgün akış yönüyle Kocadere, doğal liman özelliklerini fazlasıyla taşımakta. Her yanı ağaçlık ve yeşilliklerle kaplı dere, aynı zamanda su sporlarına elverişli durumda. Gelecekte, ormanlarının ve kirlilikten kurtulması halinde derelerinin bölgedeki sosyal ve ekonomik yaşama büyük katkıları beklenen Yeniköy, adından uzun yıllar söz ettirecek bir oksijen merkezi olmaya aday. Kısaca Yeniköy, göz kamaştıran, mis kokulu ormanı, pırıl pırıl denizi, alabildiğine geniş temiz kumu, şeker gibi soğuk suyu, eşsiz güzellikteki piknik yeri, dağ ve denizle birleşen nehirlerinin su sporlarına olanak tanıması, iştah kabartıyor
HÖŞMERİM Mezopotamya'dan Orta Asya steplerine ve yeniden Anadolu'ya gelen, Orta Doğu ile Avrupa'da tarım ve hayvancılık ile uğraşan toplumlarda peynirin bundan sekiz ya da onbin yıl önce Mezopotamya veya Indus vadisinde hayvan güden çobanlarca bulunduğu sanılmaktadır. Bursa Karacabey Höşmerim bİr peynİr tatlisidir HÖŞMERİM, hayvancılıkla uğraşanların bulduğu nefis tatlıdır. Köylerde kadınların veya kırlarda çobanların düğünlerde, bayramlarda, özel günlerde Mihaliç (Karacabey’in eski adı) peynirini pişirip o günkü bal, pekmez veya şeker ile tatlandırıp misafirlerine ikram ettikleri, tadına doyum olmayan bir lezzettir. KONAK PASTANESİNİN KURUCULARINDAN HALUK ERİŞ’İN HÖŞMERİMLE İLGİLİ ANILARI “Çocukluk yıllarımda hıdrellez zamanı ilçenin eşrafı ve kamu yöneticileri bir araya gelip, Ağa Değirmeni mevkiinde piknik yapmaya gidilirdi. Şahinköylü İsmail ve Mehmet Ağa koyun kesip, çobanlarına HÖŞMERİM yaptırırlardı. HÖŞMERİM daha ziyade sürü sahiplerinin evlerinde kadınlar tarafından misafirler için hazırlanırdı. Karacabey'de HÖŞMERİMin eşsiz tadını ticari anlamda ilk kez halka sunan, meşhur HÖŞMERİM ve peynir tatlıcısı Hasan TÜZÜN adlı ustamızı saygıyla anıyoruz. İlçemizden dönemin Cumhurbaşkanları ve Başbakanlarına armağan olarak gönderilen bu güzel ürünün tanıtımında Hasan ustanın başarısını unutamayız.” GERÇEK HÖŞMERİM NASIL YAPILIR ? Ağıllarda, mandıralarda, evlerde, köylerde süt mayalanarak teleme yapılır, sıcak su ile kırılarak süzülür ve Mihaliç peyniri haline getirilir. Mihaliç peyniri çatalla ezilerek bir tencereye konur. Kümesten alınan taze yumurta ile Mihaliç peyniri iyice yoğrulur. Ateşin üzerine konulur ve pişirilir. Mihaliç peyniri pişince içerisine ekmeklik undar peynir toplanana kadar un katılır. Mihaliç peynirinin ve unun yağı çıkıncaya kadar hafif ateşte yaklaşık bir saate yakın pişirilir. Kazan ateşten indirilerek içerisine toz şeker yedirilir ve demlenmeye bırakılır. Ilık olarak yenir. Günümüzde HÖŞMERİM yapımı köylerde, mandıralarda, ağıllarda ve Karacabey’de Konak Pastanesi'nde orjinal özellikleri korunarak devam ettirilmektedir. Mihaliç*(kelle) peynirimiz Türkiye çapında biliniyor ve ismen isteniyor. HÖŞMERİM de taze tuzsuz Mihaliç peynirinden yapıldığı için gururla ve önemle belirtelim ki, KARACABEY TATLISIDIR. Yöresel olarak HÖŞMERİM yapılışında farklılıklar göze çarpmaktadır. Günümüzde piyasaya sürülen HÖŞMERİM çeşitlerinin peynirin içine şekerli su, sonra irmik veya irmiğin üzerine şekerli peynir suyu katılarak yapıldığı görülmekte olup, bunlar insanlarımıza sadece peynirli sütlü helva tadını verir. Kısa zamanda sulanan bu tür ürünlerde gerçek HÖŞMERİM tadını bulmak zorlaşır. HÖŞMERİMİ YAŞATMAYI SÜRDÜREN KONAK PASTANESİ Yaşlı çobanlardan, mandıracılardan, ilçe, köy hanımlarından ye yöresel ustalarımızdan derleyerek eski lezzeti 1970 yılından beri Karacabey’deki Konak Pastanesi HÖŞMERİME KARACABEY TATLISI olarak sahip çıkmaktadır. MİHALİÇ PEYNİRİ VE KARACABEY HÖŞMERİMİNE PATENT VE FESTİVAL Son yıllarda Karacabey’de koyunculuğun azalmasıyla birlikte, Mihaliç peyniri yapımına Gönen ve Manyas civarındaki mandıralarda devam edilmekte, birçok firma bu peynirin adını Mihaliç peyniri olarak korumaktadır. Karacabey’den yükselen süt devi SÜTAŞ kendi ilçesinin bu nefis tadını Türkiye ve dünya sofralarına taşımaktadır. Karacabey’in eski adıyla anılan unutulmaz lezzetlerden Mihaliç Peyniri ile Karacabey HÖŞMERİMi için patentlerinin alınması gerektiğine ve ıhlamur festivali nasıl ki Yeniköy’de gerçekleştiriliyorsa, Mihaliç Peyniri ve HÖŞMERİM festivalinin de Karacabey’de düzenlenmesi gerektiğine inanıyorum. Yapılacak etkinliğin Karacabey’in tanıtımına ve gündemde kalmasına büyük fayda sağlayacağını umuyorum. (*) Mihaliç, Karacabey’in eski adı olup, höşmerim çeyrek asır öncesine kadar bölgenin koyunculukla ünlü bu şirin ilçesinden çıkan unutulmaz bir lezzet güneşidir. Limonata ile birlikte tüketilmesi tavsiye edilir. Günümüzde dondurmalı HÖŞMERİM olarak talep edilmektedir.
MİHALİÇ ( KELLE ) PEYNİRİ Yöresel peynirlerimizden olan Mihalıç peyniri, özellikle Bursa, Balıkesir il merkezleri ile bunlara bağlı Karacabey Mustafakemalpaşa, Manyas, Bandırma, Erdek, Gönen ye Savaştepe ilçelerinde üretilmektedir. ilk olarak Karacabey'de yapıldığı için bu ilçenin eski adı olan Mihalıç adım almıştır. Yaklaşık 200 yıllık bir geçmişe sahip olan bu peynir, Osmanlı döneminde, şimdiki Karacabey harasmın bulunduğu Mihalıç yöresinde, hayvancılıkla uğraşan göçmen Arnavutların öncülüğünde yapılmıştır. Halk arasında "Mağlıç", "Mahlıç" veya Manyas, Gönen ve Bandırma yörelerinde olduğu gibi "Kelle" peyniri olarak da bilinmektedir. Standart bir üretim şekli olmayan Mihalıç peyniri, peynir ustalarının bilgi, gelnek ve göreneklerine göre önceleri 100 koyun sütü kullanılarak çiğ sütten yapılırken günümüzde ise hem tüketicinin peynirde koyun kokusunu tercih etmemesi hem de koyun sütunun yeterli miktarlarda üretilmemesine bağlı olarak ya sadece inek sütünden ya da inek-koyun-keçi sütlerinin karıştırılması ile elde edilmektedir. Kendine has kokuşu ve lezzeti ile birlikte içerdiği yaklaşık 33 rutubet ve 8 tuz miktarına bağlı olarak sert ve dayanıklı, ayrıca bi-leşiminde 30 yağ ve 26 protein bulundurması nedeniyle de besleyici özelliği yüksek olan bir peynirdir. Mihalıç peyniri sert ve tuzlu peynir çeşitlerinden olup, kesit yüzü homojen olmayan delikli bir yapı göstermektedir. Dışta beyaz renkte 3-4 mm'ye varan sert, parlak bir kabuk, bunun altında peynire has karakteristik bir görünüm kazandıran sarımtırak beyaz renkte orta kısım ve kenarlara doğru gidildikçe azalan 2-4 mm'lik yuvarlak gözeneklerin varlığı oldukça tipiktir. Tüketiciler tarafından, iri gözenekli ve daha şişkin "kabarmış" peynirler tercih edilmektedir. Peynirin şekil, büyüklük ve ağırlık açısından standart bir formu olmamakla birlikte genellikle yaz aylarında 2.5-3 kg'lık, kış aylarında ise 4-5 kg'lık kelleler halinde üretilmektedir. Standart bir yapım teknolojisi ve peynire karakteristik özelliklerin! veren starter kültürünün olmayışından dolayı çiğ ya da yetersiz ısıl işlem görmüş sütlerden üretilen Mihalıç peynirlerinin 4"C'lik soğuk depolarda salamura içerisinde en az 3 ay olgunlaşma süresini tamamladıktan sonra tüketime sunulması gerekmektedir. Günümüzde sağlık problemleri nedeniyle insanların genellikle az tuzlu ve taze peynirleri tercih etmeleri, hayvanlardan insanlara geçebilen zoonoz hastalık etkenleri yönünden bu tip peynirlerin önemini artırmaktadır. Bu nedenle çarşı ve pazarlarda açıkta satılan ve genellikle olgunlaşma süresini tamamlamadan taze olarak tüketime sunulan peynirlerin her zaman için bir risk taşıdığı, vakum ambalajlı, etiketli olarak sahsa sunulan peynirlerin ise sağlık açısından daha güvenilir olduğu unutulmamalıdır.
Ulubatlı Hasan Ulubatlı Hasan (Ulubat, Karacabey, Bursa; d. 1428 - ö. 29 Mayıs 1453; İstanbul), İstanbul'un fethi sırasında Doğu Roma (Bizans) surlarına ilk sancağı diken efsanevi Osmanlı askeri. Bugüne kadar Sipahi veya Yeniçeri şeklinde kurgulanmıştır. Ulubatlı Hasan, İstanbul'un fethi sırasında surların üzerine çıkan ilk Türk askeridir. Osmanlı ordusu Fatih Sultan Mehmed kumandasında 6 Nisan 1453 Cuma günü İstanbul'u kuşattı. 29 Mayıs 1453 Salı günü sabaha karşı son saldırı yapılıyordu. Yeniçeriler arasında iriyarı Ulubatlı Hasan adlı bir asker surlara tırmanmaya başladı. Bir elinde palası, öteki eli ile kalkanını başının üstünde tutarak surların üstüne çıktı. Onunla birlikte otuz kadar yeniçeri de surlara tırmandı. Ulubatlı Hasan yaralanmasına rağmen, arkadaşlarının surlara çıkmasına yardım etti. Ayağı taşa takılarak surlardan aşağı düştü. Yukarıdan atılan oklarla şehid edildi. Ancak yeniçeriler, açılan gediklerden içeri girerek şehri ele geçirdiler. Ulubatlı Hasan o dönemin kaynaklarında yer almamaktadır. İstanbul'un fethi sırasında bizzat bulunan Bizanslı tarihçi Francis'in orijinal eserinde Ulubatlı Hasan'ın ismi geçmiyorken, daha sonraki tarihlerde Francis'in eserine geniş ilaveler yapan Melissinos'un yazdığı kitapta yer almaktadır. Melissinos, Francis'in eserine yaklaşık dört misli daha ilave yapmıştır. Bunlardan biride İstanbul surlarına ilk Türk bayrağını diken Ulubatlı (Lupadionlu) Hasan'dır. Birçok tarihçi ve araştırmacı, Melissinos'un eseri renklendirmek için bu tür hikayeler uydurduğu ve Ulubatlı Hasan'ın aslında hayali olduğu kanaatindedir. Bir diğer dayanak ise şehrin fethedilişi sırasında o kargaşada surlara bayrağı ilk diken kişinin isminin sağlıklı bir şekilde zikredilmesinin mümkün olmayacağıdır. Gerek Osmanlı kaynaklarında, gerekse İstanbul'un fethi sırasında bulunmuş yabancı tarihçilerin eserlerinde Ulubatlı Hasan'dan bahsedilmemektedir. Melissinos'un ilaveli eserinde hangi kaynaklardan yararlandığı bilinmemektedir. Gerçekliği tartışmalı olsada Ulubatlı Hasan, İstanbul'un Türkler tarafından fethedilişinin simgesi olmuş ve Türk mitolojisinin bir parçası haline gelmiştir.

Uluabat Gölü - Uluabat Kuş Cenneti - Nilüfer - RAMSAR Ulubat Gölü (Apolyont gölü) Bursa İli Karacabey İlçesi’nin batısında yer alan Uluabat Gölü, ilçe merkezine 5 km uzaklıkta. Ulubat Gölü 136 km² yüzölçümlü bir göldür. Uzunluğu 24 kmgenişliği 12 km derinliği 2-3 m. en derin yeri 10m. denizden yüksekliği 5 m.dir. Bu yayvan çanaklı gölde yağışlardan sonra kabarma ve çukur yerlere taşkınlar olurbu sıralarda gölün yüzölçümü 160 km² yi geçer. Kirmasti çayı ile beslenir bir ayak ile suları Simav çayına dökülür. Gölde balık çoktur (yayın sazan turna…). Bir kısım köyler balıkçılıkla geçinir. Gölün ortalama derinliği 2.5 metredir. Büyük bir bölümü oldukça sığ olup, bu kesimlerdeki derinlik 1-2 metre arasında değişmektedir. En derin yeri Halilbey Adasındaki 10 metreyi bulan çukurluktur. Gölün kuzey kıyıları diğer kesimlere göre nispeten girintili çıkıntılıdır. Kuzeyde kalker yapılı iki yarımada (Eski karaağaç ve Gölyazı ) bulunmaktadır. Yine göl içerisinde yapılarında kalkerlerin egemen olduğu 7 adet ada bulunmaktadır. Bu adaların en büyüğü Halilbey adasıdır. Göl suyu koloidal kil ihtiva ettiği için sürekli bulanıktır ve dolayısıyla ışık geçirgenliği çok azdır. İlkbaharda göle giren süspanse maddelerin artışına bağlı olarak ışık geçirgenliği 22 cm.ye kadar düşebilmektedir. Göldeki fitoplanktonların baskın durumuna göre göl suyuna bazen yeşilimsi-sarı, bazen de grimsi-sarı renkler hakim olmaktadır. Gölü besleyen en önemli su kaynağı Mustafakemalpaşa Çayı’dır. Göl dibindeki ve çevresindeki karst kaynakları ile yağışlı dönemlerde göle ulaşan küçük dereler gölün beslenmesine katkı sağlamaktadır. Ayrıca, gölün güneybatısındaki tarım alanlarının drenaj suları da göle verilmektedir. Göle giren su miktarı mevsimlere ve yıllara göre büyük değişiklik göstermektedir. Gölün fazla suları gölün batısındaki Uluabat Deresiyle Susurluk Çayı’na ve bu çay vasıtasıyla da Marmara Denizi’ne boşalmaktadır. Ancak, göl su seviyesi Uluabat Deresinin altına düştüğünde dere göle doğru akışa geçerek gölü beslemektedir. Ayrıca, göden pompalarla su çekilmekte ve göl çevresindeki 6350 hektar tarım arazisi sulanmaktadır. Göl, başta su ürünleri üretimi olmak üzere sulama suyu amacıyla kullanılmaktadır. Uluabat Gölü etrafında Gölyazı ve Akçalar Beldeleri ile Fadıllı, Akçapınar, Doruk, Uluabat, Kumkadı, Karaoğlan, Gölkıyı ve Eskikaraağaç köyleri yer almaktadır. Uluabat Gölü, sucul bitkiler yönünden ülkemizin en zengin sulak alanlarından biridir. Gölün hemen hemen bütün kıyıları geniş sazlıklarla, sığ kesimleri ise su içi bitkileri ile kaplıdır. Bütün sulak alanlarda olduğu gibi, Uluabat Gölü’nde de en yaygın bitki grubu kamış ve sazdır. Pharagmites australis’in hakim olduğu yerlerde yem kanyaşı, su sandalye sazı ve Stachys palustris görülmektedir. Gölün kuzeybatısındaki geniş sulak çayırlıklarda, deniz sandalye sazı hakimdir. Alanda görülen diğer türler, bataklık sandalye sazı, Agrostis stohonifea ve mızraklı kaşık otudur. Uluabat Gölü, Türkiye’nin en geniş nilüfer yataklarına sahiptir. Beyaz nilüfer gölün kuzeydoğu kıyılarında ve Mustafakemalpaşa Çayı’nın göle giriş ağzında çok geniş alanları kaplamaktadır. Nilüferlerin bulunduğu alanlarda tilki kuyruğu, kıvırcık su sümbülü ile su sandalye sazı görülmektedir. Gölün kuzeydoğusunda ise, nilüferlerle birlikte dik sığır sazı ve Paspalum paspolodes bulunmaktadır. Tilki kuyruğu ve su sümbülleri gölde yaygın olarak görülen diğer bitki türleridir. Tilki kuyruğu gölün güneybatı ucunda ve Mustafakemalpaşa Çayı’nın döküldüğü yerlerde saf topluluklar oluşturmaktadır. Gölün güneybatı kesimlerinde ılgınlar, tuzcul karakterli Salicornia üyeleri, Artemisia santericum, Hordeum marinum ve Bromus hordeaceus yaygındır. Yine Mustafakemalpaşa Çayı’nın döküldüğü yerde söğüt ve ılgınlardan oluşan bitki toplulukları bulunmaktadır. Uluabat Gölü, biyolojik üretim yönünden eutrophic (bol gıdalı) göllerimizden biridir. Planktonlar ve dip canlıları bakımından zengin oluşu, değişik türden çok miktarda canlının üremesi ve beslenmesi için ideal bir ortam oluşturmuştur. Göldeki yüz binlerce kuşun varlığı bunun en önemli göstergesidir ve bu bakımdan Avrupa ve Ortadoğu’nun da en önemli sulak alanlarından biridir. Gölde 21 değişik balık türü saptanmıştır. Diğer göller ile karşılaştırıldığında bu sayı oldukça yüksektir. Anadolu’ya kuzeybatıdan giren kuş göç yolu üzerinde yer alması, önemli kuş alanlarından Kuş Gölü’ne çok yakın mesafede (35 km) bulunması, besin maddelerince oldukça zengin olması ve uygun iklim koşullarının var oluşu değişik türden kalabalık kuş gruplarının alanda beslenmesine, kışlamasına ve üremesine olanak sağlamaktadır. Uluabat Gölü, dünya çapında yok olma tehlikesi altında olan kuş türlerinden küçük karabatağın ülkemizdeki en önemli üreme alanıdır. Türkiye’deki toplam kuluçka popülasyonu 1500 çift olarak tahmin edilen türün, 300 çifti alanda kuluçkaya yatmaktadır. Gölde üreme dönemi dışında da önemli sayıda küçük karabatak barınmaktadır. Uluabat Gölü yine dünya çapında yok olma tehlikesi ile altında olan tepeli pelikanın da önemli beslenme ve kışlama alanlarından biri olup, Ekim 1994’de gölde 136 bireylik popülasyonu kaydedilmiştir. Gölde, kuluçkaya yatan diğer önemli türler;Alaca balıkçıl, kaşıkçı,küçük ak balıkçıl, ve çeltikçi, küçük balaban, gece balıkçılı, erguvani balıkçıl, saz delicesi, bataklık kırlangıcı, mahmuzlu kız kuşu , bıyıklı sumru, kara sumru gölde kuluçkaya yatan diğer kuş türleridir. Uluabat Gölü’nün Ramsar Alanı ilan edilmesine neden olan Karabatak (Phalacrocorax pygmaeus) kolonilerinin en yaygın olarak yer aldığı bölge olduğu gibi, Uluabat Gölü, biyolojik üretim yönünden eutrophic (bol gıdalı) göllerimizden biridir. Planktonlar ve dip canlıları bakımından zengin oluşu, değişik türden çok miktarda canlının üremesi ve beslenmesi için ideal bir ortam oluşturmuştur. Göldeki yüz binlerce kuşun varlığı bunun en önemli göstergesidir. Gölde 21 değişik balık türü saptanmıştır. Anadolu'ya kuzeybatıdan giren kus göç yolu üzerinde yer alması ve önemli kus alanlarından Kus Gölü'ne çok yakın mesafede bulunması sebepleriyle Uluabat Gölü kus varlığı yönünden sadece ülkemizin değil, Avrupa ve Ortadoğu’nun da en önemli sulak alanlarından biridir. Uluabat Gölü dünya çapında yok olma tehlikesi altında olan kus türlerinden küçük karabatağın ülkemizdeki en önemli üreme alanıdır. Uluabat Gölü, yine dünya çapında yok olma tehlikesi altında olan tepeli pelikanın da önemli beslenme ve kışlama alanıdır. Uluabat Gölü yine dünya çapında yok olma tehlikesi ile altında olan tepeli pelikanın da önemli beslenme ve kışlama alanlarındandır. Uluabat Gölü dünya üzerinde sadece 40 gölün sahip olduğu YAŞAYAN GÖL-LIVING LAKES unvanına sahip TEK göldür. Uluslararası Yaşayan Göller Ağı’nın (International Living Lakes Network) üyesidir. RAMSAR SÖZLEŞMESİ, RAMSAR ALANI NEDİR? İran'ın bir şehri olan Ramsar'da 1971'de imzalanan anlaşma sonucu dünyanın en önemli sulak alanlarının tescillenmesine karar verilmişti. Ramsar statüsü kazanmak, bir sulak alanın bir nevi altın madalya ya da beş yıldız kazanması demek. Bir yerin Ramsar alanı olması için Dünya Ramsar Sekreterliği'nin belirlediği bilimsel kriterlere uygunluk göstermesi ve dünya çapında önem taşıması gerekiyor. Bu kriterlere uygunluk sağlayan alanları değerlendirip, Ramsar Sekreterliği'ne yollama kararını, sadece ülkenin sulak alanlar komisyonu verebiliyor. Dokuz kriterden birini karşılamak Ramsar alanı olmaya hak kazanmak demek oluyor..
Kangal Köpek Karacabey Harası'nda (TİGEM Karacabey) Kangal (Karabaş), Akbaş (Karbeyaz) ırkı çoban köpeklerinin yetiştiriciliğine 1992 yılında başlanmıştır. Bu yetiştiriciliğin amacı; ülkemizin değişik bölgelerinde bilinçsiz ve başıboş üreme ve yetiştirme neticesinde ırk özelikleri iyice yozlaşarak, neslinin kaybolma tehlikesine giren Türk Çoban köpeklerinden olan Kangal (Karabaş) ile Karbeyaz (Akbaş) çoban köpeklerinin ırk özelliklerini en iyi temsil eden materyalin seleksiyonla çoğaltılarak, ırkın muhafazası ve ihtiyaç duyan üreticilere intikalini sağlamaktır. İşletmede köpekçilik ünitesinde değişik döl kademelerinde 86 baş Karbeyaz (Akbaş) 151 baş Karabaş (Kangal) olmak üzere 237 baş köpek mevcut olup, yılda yaklaşık 200–250 damızlık yavru dağıtılmaktadır.
Karacabey Türküsü Derleyen: Muzaffer Sarısözen Kaynak: Rahim Elbir-S.Eken-M.Akıner, Nota: Muzaffer Sarısözen Yöre: Bursa Karacabey

Dinlemek için tıklayınız. Kaydetmek İçin Linke sağ tıklayarak farklı kaydet deyiniz.

 

 

11y

 

Yapı

3. Mi

3- çmı projesi

4. Yapı ruhsatı(aslı)

5. Harç

 

 

...Hazırlanan Belgeler..

 

...

 
 
 
 

Anasayfa  /  Geri   /  Site İçi Arama    İletişim     Sık Kullanılanlara Ekle

 
  KARACABEY KENT KONSEYİ    Cumhuriyet Meydanı No:1 KARACABEY / BURSA | Tel : 0224 676 86 40 | E-Posta: bilgi@karacabey.bel.tr
KARACABEY KENT KONSEYİ Bilgi İşlem Merkezi © 2014 Tüm Hakları Saklıdır.
www.karacabey.bel.tr
 
 
                 
KURUMSAL İDARİ YAPI PROJELER HİZMETLER   İHALELER ORGANİZASYON ŞEMASI KARACABEY İLETİŞİM